YİNE TERÖR ÜZERİNE


 

Suay Karaman

PKK terör örgütünün saldırıları ülkemizi vurmaya devam etmektedir. İçinde bulunduğumuz koşullar altında güney sınırımızda ve içimizde ulusal bütünlüğümüzü tehdit eden terör olayları olurken TBMM toplanmayacak da, ne zaman toplanacak? Bu konuları görüşmek için toplanamayan bir TBMM’nin, hangi konuda toplanacağı merak konusudur. CHP’nin, TBMM’yi olağanüstü toplantıya çağırma talebi sonuçsuz kalmıştır. Zaten bu çağrıya AKP’li Hüseyin Çelik; “birkaç Mehmet şehit oldu diye meclisi toplayamayız” diyerek son noktayı koymuştu.PKK terör örgütünün başına “sayın”, şehitlere “kelle”, on yıllık AKP iktidarında 1171 olan şehit sayısına ise “birkaç Mehmet” diyerek, terörün önlenemeyeceği çok açıktır. Bunların yanında Habur’da PKK terör örgütü üyeleri için kurulan çadır mahkemesi ve PKK terör örgütü ile Oslo’da yapılan görüşmeler, teröre teslim olmak anlamındadır.

Başbakan; “Türkiye’miz terör örgütünün iplerini elinde tutan düşman ülke ve çevrelere haddini, hududunu bildirecek güçtedir” dedi. Terör örgütünün ipinin ABD’de olduğu bellidir ancak biz istihbaratımızı ABD’den almaya devam etmekteyiz. Terör örgütünün iplerini emperyalist devletlere verenlerin, David Phillips, Henry Barkey gibi CIA görevlilerinin hazırladıkları ve içeriği tam olarak anlaşılamayan açılım paketlerini yaşama geçirmek isteyenlerin bu konuda konuşmamaları gerekir.

PKK terör örgütünün saldırılarından sonra, “terör bitecektir, terörle mücadelede kararlılığımız sürecektir, terörle kıyasıya ve başarıyla mücadele çok iyi gitmektedir, milletimizin birliğini, halkın huzurunu hedef alan teröristler, en ağır şekilde karşılığını bulacaktır” söylemleriyle toplumun tepkisini azaltmak isteyenler, sürekli artan terör olayları karşısında çaresiz kalmaktadırlar. Artık vatandaşlar bu tip ucuz söylemlere inanmamaktadırlar ve yöneticilere güvenmemektedirler.
PKK terör örgütü, geçtiğimiz günlerde CHP Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün’ü kaçırmış ve iki gün sonra serbest bırakmıştır. Kendini yeni CHP’nin Dersim Milletvekili olarak tanıtan Hüseyin Aygün, Dersim isyanı sırasında büyük önderimiz Atatürk’e ve CHP’ye hakaretler yaparak, isyanın elebaşlarından Seyid Rıza’ya övgüler düzmesiyle gündeme gelmişti. Zaten kendisinin CHP’li olmadığı, Kemal Kılıçdaroğlu’nun isteği üzerine milletvekili olduğunu söylemektedir.
Aygün’ün bırakıldıktan sonra yaptığı açıklamalar, terör örgütünün propagandası niteliğindedir. Kendisini kaçıran terör örgütünü eleştireceği yerde, terör örgütünün isteklerinin haklı ve kabul edilebilir olduğu anlamına gelen açıklamalarda bulunmuştur. Terör örgütü için “hak savaşçısı kardeşlerimiz” ifadesini kullanan Aygün, yaptığı açıklamalarda şunları söylemiştir: “Benden parlamentoda Kürt sorununun çözümü, ateşkesin sağlanması için daha fazla rol üstlenmem konusunda ricada bulundular… Yeni CHP’nin izlediği politikaların, Kürt sorununun çözümü yönünde olumlu olduğunu, dikkatle izlediklerini ve daha fazla çaba harcanması gerektiğini bildirdiler.” Hüseyin Aygün’ün yaptığı açıklamalarda, CHP’yi bağlayıcı çok önemli ifadeler bulunmaktadır.
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, kaçırılan Tunceli Milletvekili’nin serbest bırakılmasının ardından yaptığı açıklamalar ile ilgili eleştirileri “kendisinin arkasındayım” söylemiyle savunmuştur. Kılıçdaroğlu; “Ne var bunda? İnsani olarak yaşadığı her şeyi anlattı. İnsani bir duruş sergiledi” sözleriyle, kendisi tarafından milletvekili yapılan akrabasına destek vermiştir.
Hüseyin Aygün’ün söylemlerini eleştirenler için Cumhuriyet Gazetesi’nin yetmişinden sonra dönen, F tipi cemaatle görüşen yazarı; “ırkçı bir kafa taşıyan, özünde faşist, kendilerini ‘ulusalcı’ olarak gören kafalar” yorumunu yapmıştır. Bu ideolojisiz yazar, akademisyen kızını CHP’den milletvekili yapamamanın verdiği üzüntüyle; “şu faşist kafalar da CHP’den çekilip gitsin!” buyurmuş. Bizler yani yurtseverler, CHP’nin Kemalist ilke ve devrimler doğrultusunda, tam bağımsızlık ve emperyalizm karşıtlığı ekseninde siyaset yaparak, iktidar olmasını savunmaktayız. Bunu özümsemek için, yurtseverliği bilmek gerekir; liboş olarak kıvırtanların bunu anlamaları olanaksızdır. Eğer bu ilkeleri savunmuyorsanız, gidebileceğiniz bir çok siyasi parti bulunmaktadır.
Hüseyin Aygün’ün kaçırılma olayının ardından, Şemdinli ilçesi Bağlar köyünde incelemede bulunan BDP’li milletvekillerinin, PKK terör örgütü üyeleri tarafından yollarının kesildiği haberleri gerçeği yansıtmamaktadır. Milletvekilleri ile teröristler arasındaki yaklaşık yarım saat süren samimi konuşmalar ve sarılmalar bir yol kesme eylemi olarak gözükmemektedir. Bu olay da, milletvekilinin kaçırılması olayı gibi, siyasi iktidarın ülkemizi getirdiği yeri göstermesi bakımından ilginçtir ve terörle mücadelede daha etkili, daha gerçekçi önlemler alınmasını zorunlu kılmaktadır. Bu olaylarla, Suriye sınırında yaşananlar sonucunda siyasi iktidar köşeye sıkışmışken, dikkatlerin başka bir yöne çevrilmesi sağlanmıştır.
Bir milletvekilinin teröristlerce kaçırılması olayının ardından ABD Ankara Büyükelçisi gazetecilerle yaptığı görüşmede siyasi çözümden söz ederek, böyle eylemlerin müzakere sürecini olumsuz yönde etkilediğini söylemiştir. Bu açıklama, terör örgütüyle müzakere sürecinin devam ettirildiğinin kanıtıdır. Hem iktidar, hem muhalefet terörle mücadele konusundaki tutumlarını çok açık olarak dile getirmeli ve silah zoruyla siyasi çözümü dayatmaya çalışan PKK terör örgütüyle hiçbir koşulda müzakereyi kabul etmediklerini açıklamalıdır. Teröre iyi niyetle yaklaşmak isteyen milletvekilleri ise adreslerini doğru seçmelidirler. O adres hiçbir zaman Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu ve gücünü Kuvayi Milliye’den alan Cumhuriyet Halk Partisi olamaz, olmamalıdır.