PKK: ULUSLARARASI BİR KOALİSYON


 Türkbirdev Kocaeli 

Son dönemde PKK’nın artan saldırıları ve verilen şehitler bilindik bir tartışmayı yeniden başlattı: Türk Ordusu neden PKK ile baş edemiyor?

… Soru bu şekliyle sorulduğunda, Türk devletinin ve ordusunun başarılı olamadığı üstü örtülü bir şekilde kabullenilmiş oluyor.
Halbuki başarı veya başarısızlık dediğimiz olguyu çok daha geniş bir çerçevede ele almak gerekiyor.
Öncelikle PKK terörünün basit bir terör olayı olmadığını bilmemiz gerekir.
Sıradan, basit bir terör örgütü ile bir devletin mücadelesi farklı bir şekilde yürür. Karşınızdaki terör örgütüdür ve olanakları da terör örgütü olanakları ile sınırlıdır. Ama PKK terörü için bu durum geçerli değildir.
PKK, Türk devletini bölmek, parçalamak isteyen, bu topraklarda bir Kürt ve Ermeni devleti kurmak isteyen uluslararası büyük ve küçük güçlerin, tümü tarafından desteklenen ve kullanılan bir terör örgütüdür. Dolayısıyla Türk devleti ufak bir örgütle değil büyük bir “uluslararası koalisyon”la savaşmaktadır.
PKK Türk tarihinin en büyük dış desteğini alıyor
İsterseniz olaya şu şekilde bir bakın.
PKK’yı destekleyen büyük güçler hangileri?
Öncelikle dünyanın jandarması Amerika.
Bu dünya jandarmasına karşı cephe alan Rusya da PKK’yı desteklemektedir.
Ara güç konumundaki Avrupa da PKK’yı desteklemektedir.
Bu, dünyayı ikiye ve bazen üçe bölen, emperyalistler arası “çıkar çatışması” dediğimiz olgunun, PKK ve Kürt meselesi söz konusu olduğunda bir “çıkar birliği”ne dönüştüğünü gösterir. Tarihte, birbiri ile çatışan emperyalist devletlerin tümünün birden uzlaştığı durumlar nadirdir ve Türkiye şu anda bu nadir durumu yaşamaktadır.
Bunun dışında küçük güçler diyebileceğimiz bölge ülkeleri de tümüyle, ittifak ve koordinasyon dahilinde PKK’yı desteklemektedir.
Türkiye’nin tüm güney sınırı PKK için bir üst haline gelmiştir ve bu durum son otuz yıldır devam etmektedir.
Suriye, Irak ve İran, açık bir şekilde PKK’nın arkasında durmaktadır.
Bu da nadir denebilecek bir durumdur, bölgesel çıkarları çatışan küçük ülkeler de PKK söz konusu olduğunda çıkar birliği yapmaktadırlar.
O halde Türkiye’ye saldıran PKK’nın arkasında, Türklerin tarih boyunca karşılaşmadığı kadar güçlü, birleşik bir uluslararası koalisyon olduğu tespitini yapmamız gerekir.
Balkanlar, Ortadoğu ve PKK
Türkiye, Osmanlı’nın son döneminde iki bölgede bölündü. Bunlardan biri Balkanlar diğeri Ortadoğu’dur.
Ama gerek Balkan isyanlarında, gerekse Ortadoğu isyanlarında, Osmanlı’nın karşısında bu kadar geniş bir uluslararası cephe yoktu. Çoğu zaman büyük güçler arasındaki çelişkiler Osmanlı’ya nefes alma imkanı tanımaktaydı. Böylesi bir durumda bile Osmanlı kaybetmişti.
Bunun iki önemli nedeni vardı.
İlki kuşkusuz Osmanlı’nın ordusu ve devletiyle güçten düşmüş olmasıydı.
İkincisi ise Balkanlar’da ve Ortadoğu’da Osmanlı’ya karşı ayaklanacak bir “etnik halk” vardı.
“Türkiye’de 30 yıldır savaş sürüyor” diyenler, tabloya bir de bu açıdan bakmalı.
Türk devleti ve ordusu yeterince güçlüdür, o nedenle emperyalist devletler Türkiye’ye askeri müdahale imkanı bulamamaktadır.
PKK açısından ise Kürtlerin belli ölçüde desteğini sağlamış olsalar bile bir Kürt isyanı başlatamamaktadırlar.
30 yıllık PKK meselesi, çözülmemiş bir mesele olarak elbette Türkiye’nin zayıf karnıdır ama tabloya tersinden baktığımızda 30 yıldır tüm emperyalist devletlerin, bölge devletlerinin çabasına rağmen bölgenin Türkiye’den kopartılmasının altyapısı bile hazırlanamamıştır.
Ortada bir başarısızlık vardır ama o başarısızlık emperyalistlerindir, 30 yıldır Türkiye’yi bölememişlerdir!
Oysa bugünkü Suriye ve Irak, İngiliz ve Fransız emperyalizminin sadece 4 yıllık çabası ile Osmanlı’dan koparılmıştı!
Coğrafyanın zorluğu
Kamuoyunun kolay bir şey sandığı PKK ile dağda mücadele etmek ise sanılanın aksine son derece zordur.
Bu zorluk ise her şeyden önce coğrafi sebeplerden kaynaklanmaktadır. Uçsuz bucaksız dağlarda verilen mücadele dünyada hiçbir güçlü, merkezi ordunun başaramayacağı bir şeydir.
Amerika Vietnam’da, Rusya Afganistan’da, İtalya Libya’da, Fransa Cezayir’de benzeri coğrafyalarda giriştikleri savaşları kaybetmiştir.
Elbette bu ülkelerin işgalci olması farklı bir durumdur ama coğrafi zorluk aynıdır.
Türkiye çok uzun yıllardır bir hata yaparak bu zorluğu önemsememiş ve konvansiyonel bir askeri örgütlenmeye gitmiştir.
Türkiye’nin İran ve Irak sınırındaki aşılmaz dağlar terörün Türkiye’ye sızmasını kolaylaştırmaktadır.
Irak sınırımız 331 kilometre uzunluğundadır. Sadece bu sınırı korumak bile, neredeyse imkansızdır.
Bir örnek belki bizi aydınlatabilir.
İsrail, yıllardır Filistinlilerle savaşmaktadır. Bu savaş çok kısa bir sınırda sürdüğü halde, hatta İsrail bir de sınır duvarı ördüğü halde başarılı olamamakta ve kendi topraklarında saldırıya uğramaktadır.
İsterseniz bir de çok gerilere gidelim. Türk Ordusu’nun saldırılarından korkan Çinliler, Türkleri durdurmak için Çin Seddi’ni inşa ettiler. Oysa Türk Ordusu’nun gücü 100 binlerle ifade edilirken Çin ordusunun gücü milyonlarla ifade ediliyordu.
Başarılı olabildiler mi derseniz olamadılar.
Sınırı korumak kolay mı?
Bu gerçekleri göz önünde bulundurduğumuzda, sınırı korumak denilen stratejinin “delinir” bir strateji olduğu en baştan kabul edilmelidir.
Kaldı ki sınır boyunca uzanan dağların bir de enlemesine genişliği vardır. 300 kilometrelik sınır boyunca dağların genişliğini dikkate aldığınızda, nereden baksanız 300×50=15.000 kilometre kare genişliğinde bir denetimi zor coğrafya ortaya çıkar.
Bu dağlık bölgede, tüm tepeleri kontrol etmeden, hiçbir tepede güvende olamazsınız!
İşte PKK bu boşluktan yararlanmaktadır.
En basitinden sadece Şemdinli-Çukurca bölgesinde Türk Ordusu, her tepeyi tutmaya kalksa, 500 tane karakol kurmamız gerekir!
Bu yapılamayacağı için en hakim tepelerde ve sınır geçişlerinde karakollar kurulmuştur. Ama bu tepelerin de tam güvenliği sağlanamamaktadır.
Peki çözüm nedir?
Sınırı geçmek mi sınırı çekmek mi?
En basit çözüm, Türkiye’nin PKK’yı kaynağında bitirmesidir. Yani bir sınır ötesi harekatla Türk Ordusu, Irak, İran ve Suriye sınırını aşmalı, PKK’lıların tüm üstlerini yok etmelidir. Ama bu da git-gel bir sınır ötesi harekatla halledilemez, uzun süreli ve kalıcı bir operasyonu gerektirir.
Bu, Türkiye’nin kendi sınırlarının güvenliğini komşu ülkelerin içinde sağlaması anlamına gelir.
O zaman soralım, buna imkan var mı?
Şu andaki uluslararası ve bölgesel konjonktürde bunu yapmak neredeyse imkansız ötesidir.
Kaldı ki Türkiye’nin Suriye sınırına müdahalesi bile ülkemizde büyük bir muhalefetle karşılaşmaktadır.
O zaman ne yapabiliriz?
Türkiye sınır güvenliğini komşularının içine girerek sağlayamadığına göre, yapılacak en önemli ve zorlu adımı atmalı ve sınır güvenliğini sınırda değil Türk topraklarının iç bölgelerinde sağlamalıdır!
Kurt kapanı
Türkiye 30 yıldır Şemdinli’nin Çukurca’nın dağlarında nöbet tutmaktadır. İçeri giren teröristin tek bir amacı vardır: Türk askerini öldürmek.
Yani PKK’nın içeriye sızıp, orada bir halk yönetimi kurmak gibi bir niyeti yoktur, kaldı ki bunun başarı imkanı da yoktur.
O halde terörle mücadelede bu zorlu adım atılmalı, sınır bekçiliği bırakılmalı, devlet askerini, halkı ve kendisini korumalıdır.
Bırakalım teröristler Şemdinli’nin, Çukurca’nın dağlarında tepelerinde dolaşıp dursunlar. Ama saldıracak tek bir Türk askeri bulamasınlar.
Sınır köylerini boşaltıp, yöre halkını iç bölgelerde köylere ya da şehir merkezlerine yerleştirelim.
Güvenli olmayan, dağların ortasında bir hedef gibi inşa edilen ilçeleri boşaltalım.
Ondan sonra teröristleri dağda değil ovada bekleyelim.
PKK’lı teröristler dağlarda ve dağ köylerinde lojistik imkanına sahiptir. Çukurca’nın kuzeyine inip köylüden, güneyine dönüp Irak’tan yardım almaktadır. Karnını doyurmakta, cephanesini yenilemektedir.
Ama buna imkan bulamazsa, sınırı aşsa bile saldıracak bir asker, dadanacak bir köy veya mezra bulamazsa ne yapar bu terörist?
Soru bu kadar basittir?
Dağda aç kalan kurt, şehre iner.
Ama şehirde kurt av olur.
Türkiye; güvenlik stratejisini değiştirmeli ve PKK’ya kurt kapanı kurmalıdır!
Gerilla Türk askeri
Unutmayalım ki terörist, kısa mesafelerde hareket kabiliyeti olan bir savaşçıdır. Su kaynağına, yiyeceğe, sığınacak bir mağaraya bağımlıdır. Dolayısıyla, dağlarda 50 km, 100 km yürüyüp de şehre saldırmak nenedeyse imkansız hale gelecektir.
Dağları boşaltırsanız teröristi amaçsız bırakmış olursunuz. Tek bir insan yüzü göremezse, zaten psikolojik üstünlüğü de ele geçirirsiniz.
Bırakın terörist, Hakkari’nin bu çorak dağlarında bir köylü, bir asker bulmak için günlerce dolanıp yorgun düşsün.
Ve siz kendi güvenli karargahınızda onları izleyin.
İzleyin, gözleyin, en yorgun, en bitkin, en aç hallerinde baskını siz yapın.
Türk askeri, karakol beklemesin.
Türk askeri bir komando olarak bunların tepesine binsin, gebertsin ve karargaha geri dönsün.
Türk askeri sözde gerillayım diyen bu teröristlere gerilla nasıl yapılırmış bir göstersin!
Terörü işlevsiz hale getirmek
Kazancımız ne olur mu diyorsunuz?
En başta sınır karakollarında şehit olan askerlerimiz şehit olmaz.
O sınır karakollarına ulaşmak için yapılan karayollarında mayınlı tuzaklarda askerimiz şehit olmaz.
Yani PKK’nın “biz asker öldürüyoruz” propagandası çöker.
Ama PKK, “biz bu bölgede hakimiz” propagandası yapar mı diyorsunuz?
Bırakın yapsınlar, zaten yapmıyorlar mı?
Benim askerime zarar veremedikten sonra bu sözde hakimiyetin onlara bir faydası olmadığı ortaya çıkar.
Kaldı ki o kadar adamı dağda beslemenin maliyeti yüksektir ama bu maliyeti karşılayan uluslararası güçler, Türk askeri öldürüldükçe bunun karşılığını almaktadır.
PKK Türk askerini öldüremedikten sonra Batılılar neden bu teröristleri beslesin?
Teröristin uluslararası desteği ancak bu yolla kesilir, işlevi olmayan terör örgütünü hiçbir güç desteklemez.
Basını PKK’ya kapatın
Ama tüm bu “gerilla stratejisi” şehirde bir atakla birlikte sürdürülmelidir.
PKK’nın propaganda sahası Türk basınıdır.
Türk basını PKK propagandasını bırakırsa PKK hiçbir şey yapamaz.
PKK propagandasını BDP’li milletvekilleri yapmaktadır.
BDP kapatılır ve bu ses de kesilir.
Ya da kapatmaya bile gerek kalmaz, Türk basını BDP’lilerin hiçbir açıklamasını, gösterisini haber yapmaz, BDP de işlevini yitirir.
Basın özgürlüğü mü dediniz?
Var mı öyle bir şey!
Mesela Türkiye’de ulusalcılar onca yürüyüş yapar, etkinlik düzenler, önemli açıklamalar yapar, basın bunları verir mi?
Vermez!
O zaman aynı muameleyi bu defa PKK’ya ve BDP’ye yapın görelim.
Mesela 1 yıldır Apo avukatlarıyla görüştürülmüyor.
Yani 1 yıldır Apo propaganda yapamıyor.
Düşünsenize 1 yıl değil 1 ay bile, tek bir TV veya gazetede tek bir BDP haberi çıkmasa, nasıl da kudururlar değil mi?
BDP’yi devlet kapatmasın, medya BDP’ye sayfalarını ve ekranlarını kapatsın, bu iş orada biter.
Farzedin 1 milyon kişilik miting mi yaptılar?
Vermeyin haberini!
O 1 milyonluk kitle boşa sokağa çıktığını görsün.
BDP’yi kapatmak PKK’nın işine gelir mi?
Kimileri ise bu önlemleri provokasyon olarak değerlendiriyor.
Dediklerine göre PKK zaten BDP’yi kapattırmak istiyor.
İyi de BDP’yi kuran zaten PKK.
Neden kurdu BDP’yi?
Çünkü terörle halkı örgütleyemiyor, halkı ancak sivil bir mevzide örgütleyebilir.
Siz o sivil mevziyi kaparsanız, halk teröre yönelir sanmayın. Tersine halk sivil mevzinin bile yasak olduğu bir ülkede terör örgütüne katılamaz.
Dikkat edin, PKK ilk yasal partisi olan HEP’i kurana kadar hep dağdaki gücü sınırlı bir örgüttü.
Ne zaman ki yasal partiler kuruldu, dağla şehir arasında bir yol açılmış oldu.
Şimdi o yolu kapatın, PKK dağda militan bulmakta nasıl zorlanacak göreceksiniz.
Her şeyden önce BDP’yi kapatmak, bu ülkenin bölünmeyi kabul etmeyeceğini, PKK’ya sempati duyan insanlara gösterir.
Bunu görenler, bu ülkeyi bölme hayalinden de vazgeçer.
Hukuku işletin, terörü cezalandırın
Elbette bunların yanında hukuku işletin.
PKK’yı savunmanın cezası olursa PKK’yı savunan çıkmaz. Bakın molotof yasası çıktı Kürt çocuklar sokaktan çekildi.
Ama bugüne kadar yapılan propaganda neydi?
“Biz bu çocuklara çikolata, muz verelim vazgeçerler” deniyordu değil mi.
Muz verdikçe şımardılar ama cezayı görünce hepsi adam oldu.
Teröre inanan bir kitle her zaman olur. Bu ülkeyi bölmek isteyecekler de hep olacaktır. Bu normaldir.
Ama bu işe inananları bu işten vazgeçirecek şey, onlara tüm imkanları sağlamak değil, bu işin cezasının olduğunu göstermektir.
Terör bir sonuç vermiyorsa terörden vazgeçerler. Ama terör yaptıkça daha fazla hak veriliyorsa, adamları zaten teröre itersiniz.
AKP, Kürt Açılımı politikası süresince teröre bu şekilde ivme sağlamıştır.
Ama açılım bitip cezalandırma başlayınca terör azalmaya başlamıştır.
Terörist, zaten silaha, zora inanan insandır. Bu zora inanan insana zoru yaşatmadan onu yolundan vazgeçiremezsiniz.
Demokrasi teröristin hak ettiği bir şey değildir.
Demokrasi, demokrasiyi ortadan kaldıranlara tanınacak bir hak değildir.
Terörü memnun etmek için hukuku ortadan kaldırmak, zaten terörü hukuk yapmak demektir.
Hukuğu işletin göreceksiniz teröristler boyun eğmek zorunda kalacaklar.
Büyük devlet olmadan terör bitmez!
Son olarak.
Büyük devletler bölünmez, böler.
Küçük devletler ise direnemez, bölünür.
Osmanlı büyük devletken, Avrupa’yı bölüp yutuyordu.
Ne zaman ki Osmanlı küçüldü, Avrupa’nın büyük güçleri Osmanlı’yı bölmeye başladı.
O zaman günümüze bir ders çıkaralım.
Türkiye, kendi topraklarını böldürtmeyeceğini, dosta düşmana; büyük güçlere, küçük güçlere ve her türlü terör örgütüne, bu örgütlere sempati besleyen etnik kümelere göstermek zorundadır.
Nasıl mı?
Askeri müdahaleden çekinmeyerek.
Türkiye, Suriye gibi zayıf düşen bir ülkeyi cezalandırmakla dünyaya büyük bir mesaj verir.
Türkiye, köşeye sıkışan Irak’ı cezalandırmakla dünyaya mesaj verir.
Türkiye bir adım atsın, görün en başta PKK’nın bölgesel destekçisi bu küçük devletçikler, nasıl da PKK’yı desteklemekten vazgeçecektir.
Yurtta sulhu sağlamak için, kimi zaman savaşmanız gerekir.
Savaşmaya cesareti olamayan toplumlar, barışı yaşar yaşamasına ama unutmayın Mondros da, Sevr de birer barış antlaşmasıydı!
Sayın Gökçe Fırat Kalemine yüreğine Sağlık