“TÜRK”, “TÜRKİYE” NE DEMEKTİR? AKIL ALMAZ GERCEKLER


Firudin Gilar Beg

Okuyuculara sunulan bu makale Türkler hakkında yazılmış en kâmil ve en derin makaledir. Çünkü bu makale, kaynaklarda Mısır ve Keldani kahinleri, Midiya medyumları ve b. gibi adlandırılan eski bilgelerin mantığı ile yazılmıştır ve bugüne kadar sır olan birçok sorulara cevap veriyor. Aslında bu makale yazarı olduğum “Batıni-Kur’an” kitabından çıkan sonuçlardır.

Adeta kaynaklardan haberi olmayan, fakat kendini bilen adam gibi göstermek isteyen bazı insanlar, “bu olamaz”, “bu yalandır” ve b. sözler diyerek, uzman rolünde çıkış yapmaya gayret ediyorlar. Böyle insanlara, tartışmaya girmeden önce en azından Eflatun’un “Timey”, Muhiddin İbn Arabî’nin “Füsus ül Hikem” ve b. gibi kitapları okumayı tavsiye ediyorum. Bu makale, matematiksel mantıklı, kaynaklardan haberi olan ve düşünme yeteneğine sahip insanlar için yazılmıştır. Felsefi kaynaklara müracaat etmemiş insanlar bu makaleden hiçbir şey anlamayacaklar.
Makale Azerice’den Türkçe’ye Google aracılığıyla tercüme edilmiştir. YazardanTürk ve Türkiye kelimesinin ne anlam ifade etmesi ile ilgili bir çok araştırmaların yapılmasına rağmen, bugüne kadar bu sözlerin mantığı izahı verilmemiştir. Araştırmacılar şaşkınlıkla bildiriyorlar ki, yeryüzündeki devletlerin resmi isimleri hep kendi dillerinde olduğu halde, sadece Türk devletinin adı, türkçe değildir. Bunun hangi dilde, ne anlamda olduğu da bugüne kadar karanlıktır. Biz bu karanlığa ışık düşürmek amacıyla Türk ve Türkiye sözlerini derinden inceleme kararına geldik ve sonucu sizlere sunuyoruz.
Her şeyden önce şunu belirtmek istiyoruz ki, bizim araştırmamız, diğer çalışmalardan o yüzden farklıdır ki, biz eski yazıları, onları yazan bilgelerin kendi mantığı ile anlatacağız. Bu mantık sufi (yunan. sofi) bilgelerinin mantığıdır ve kendi kaynağını eski dilcilik ilkelerinden almıştır. Araştırmacıların geldiği kanaate göre eski mısırlı, finikiyalı, yahudi, aramey ve b. halkların dilleri, özel anlam ifade eden sessiz harfler üzerinde kurulmuştur. Sesli harflar ise sadece bağlayıcı rolünü oynuyor («Культура древнего Египта», М., 1976, sayf.301). Her biri bir sembol olarak kabul edilen sessiz harflerin sağa veya sola okunuşu kelimenin manasını değişmiyor.
Eski bilgelerin mantığına göre, bu dünyada yazıya alınmaya layık olanlar sadece Allah’la ilgili olanlar seçilmişlerdir. Sıradan insanları ise ünlü sufi Muhiddin İbn Arabi “doğa ve şehvet yöneten, zayıf akılda olan, mantıksız” sayıyor ve “hayvansal insan” adlandırıyor (İbn Arabî, “Füsus ül Hikem”, böl.25). Onların yaşam tarzı diğer canlılardan farklı olmadığına göre, yazılarda kayıt edilmeye layık değillerdir. Bu yüzden de Asur-Babil literatüründe eski yazılarla ilgili metinlerde sık sık bu ifade tekrarlanıyor: “Sadece Arifi (haberdarı) sen bununla tanışdıra bilirsin, arif olmayanlar bunları bilmemelidir” (Э. Церен, «Библейские холмы», M., 1966, sayf.26).
Diğer taraftan, Eflatun’a (Platon) göre, tüm yazılar sadece bir olayın neticeleridir. Fakat zamanla bu olay hafızalardan silinmiş ve onun hakkında ayrıca konuşuyorlar. Bütün bunların temelinde ise neyin olduğu hakkında hiç kimse konuşmuyor (Eflatun, “Politik”, 269s). Demek ki, bilgelere göre bütün kaynaklarda yazılanlar Allah’la ilgili bilinmeyen mistik bir olaya ithaf edilmişdir.
Kabul edilmiştir ki, Türk adı tarih sahnesine MS VI yüzyılda Gök-Türk Devlet adı ile çıkmıştır. Orhun yazıtlarında “Türk” kelimesi daha çok “türük” şeklinde kaydediliyor. Kaynaklarda “türük” sembolü, IX yüzyıldan başlayarak Horasan’da “öğretmen (şeyh, mürşid) – öğrenci” (mürit) Enstitüsü yaratmış ve Allah’ın idrakının mistik yoluna, yani tarika yoluna giren sufi kardeşliğine ait ediliyor. İşte bu tarika (tarikat) yolunu tutanlara kaynaklarda türükler, yani türkler denir («Ислам», Энциклопедический словарь, M., 1991, sayf.224). Türük, Türk [TRK] sembolleri ile eş anlamlı olan tarika [TRK] sözü – «dini olgunlaşma», Allah’ın idrakında «gerçeğe götüren yol» fikrini belirtiyor. Kuran’da (46:30) yol anlamında işlenen «tarika» simgesini, sufi dahilerinden olan Ebu Hamid El Gazali de – gerçek bilgiye ulaşma, Allah’a mistik yakınlaşma anlamında kaydediyor (Абу Хамид Ал-Газали, «Воскрешение наук о вере», М., 1980, sayf.292).
Sufizmde ana maddeden (ilk materi) bilgi alma yoluna – tarika yolu denir ve sufinin Allah’a, yani “Hu” adlandırdığı ana maddeye kavuşması için geçtiği silsileyi bildiriyor. Sufiler bunu Allah’a (ana madde) veya Allah’ta “seyahat” (“suluq” sembolü) adlandırıyorlar. Silsilenin “bekâ”, yani beglik aşamasında türük Allah’a kavuşur ve artık onunla Allah arasında hiçbir engel olmuyor. O, kaynaklarda dirilik suyu, ilahi ateş ve b. adlandırılan ana maddeyi yönetmek, onu istediği varlığa vermek, varlıklardan onun iç yapısı hakkında bilgi almak, istediği şeyi yaratmak için gereken yöntemi tam anlayabilme ve b. ilahi kudrete sahip oluyor. Demek ki, türük, Türk deyince, Allah’a kavuşan, yani önü ve sonu olmayan ana madde ile vahdet teşkil eden (“Vahdet el Vücud” sembolü) bilgeler tasavvur edilmelidir.
Halkidli Yamvlih Allah’la vahdet teşkil eden ve onun kudretinden yararlanan bu türkleri – teurq adlandırıyor. Yamvlih, kendisinin temel kitabı olan “Mısır sırları hakkında” kitabında teurqları Mısır mediumları gibi gösteriyor ve bildiriyor ki, onların son amaçları – ruhlarının yaratıcı Allah’la vahdetıdir (А. Ф. Лосев “История античной эстетики», sayt: http://psylib.ukrweb.net/books/lose007/txt40.htm). O, teurqun, Allah’la vahdeti için geçirdiği ayinlere “teurqiya” diyor. Kabul edilmiştir ki, “teurqiya” (“teos” – Allah, “orqiya” – ayin, kurban töreni ve b.) kelimesi – Allah’la vahdete ulaşmak için medyumların geçirdiği kurban töreni, ayin demektir ve onu “Allah yaratma” gibi de tercüme ediyorlar. Böyle anlaşılıyor ki, Türk kelimesi en eski kaynaklarda – “gökte Allah yaratan bilge” anlamında olmuştur. Teurqların gökte Allah yaratma sürecinin teknolojisi Hint kaynakları olan Upanişadalarda kaydediliyor. Burada brahman ve kahinler – dualar (mantra), kurbanlık formülü ve büyü hareketlerle, kurbanlık hayvanların ruhlarını gökte topluyor ve onların iradelerini gerçekleştiren varlığa dönüştürüyorlar.
Orhun Yenisey abidelerindeki Mogilyan ve Gültekin metinlerinin ilk dizelerinde, Türk hanı iddia ediyor ki, işte O, Tanrıtek Tanrı yaratmış ve Tanrıtek Gökte oluşmuş bilici Türk hanıdır (Ə. Rəcəbov, Y. Məmmədov, “Orxon – Yenisey abidələri”, B, 1993, sayf.104). Bu ise o demek ki, Türk sözü gerçekten en eski kaynaklarda büyücü anlamında olan teurq sözüdür. Metinlerde teurqlar – hıristiyan kâhinleri gibi gösteriliyor ki, kaynaklarda hıristiyanların rahip ordenlerine benzer birçok sufi kardeşliklerinin oluşması ve onlara sufi manastırında rastlanması kaydediliyor.
Eğer Türkiye kelimesinin kökü olan Türk [TRK] sözü – teurq [TRQ] sözünden yaranmışsa, demek ki,Türkiye [TRKY] kelimesi de Teurqiya [TRQY] demektir. Bilim adamları ve araştırmacılar Türkiye kelimesinin İtalyanca ve Yunanca “Turkiya” kelimesinden geldiğini kabul ediyorlar. XIV yüzyılın İspanyol gezgini bu sözü “Turquia” şeklinde kaydetmişti ki, bu da “Teurqiya” kelimesi ile aynıdır (“Türkiye” Kelimesi – İsmail Hami, site: http://www.facebook.com/note.php?note_id=344510938907295 ). Demek ki, Türkiye ülkesi deyince gökte Allah yaratan teurqlar ülkesi düşünülmelidir.
Türkiye XIX yüzyıla kadar; Devleti Aliyye, Devleti Osmaniye, Memaliki Şahane, Diyari Rum ve b. isimlerle tanınıyordu. Türkiye’nin Devleti Osmaniye adlandırılması, onun Osmanlı hanedanının babası, Oğuzların Kayı boyundan olan Osman Gazi ile ilgilidir. Diodor Siciliyalı Mısır firavunu II Ramzesi – Osimon-Dias, yani Osman-Allah adlandırıyor (Г.В.Носовский, А.Т.Фоменко, «Империя», M., 2000, sayf.537). Eğer, Mısır’daki memlüklerin Türk Kölemen devletine de Türkiye denilmesini dikkate alırsak, kabul ede biliriz ki, Osman Gazi – büyü ile gökte Allah yaratmış Türk haninin karakteridir.
Bilindiği üzere, eski Mısır ülkesi diğer kaynaklarda Kem ülkesi olarak da anılırdı. Kitab-ı Dede Korkutda “Qom qomlamam Qoma yurdum” ifadesi var ki, bu da qamlama aracı ile yaratılmış Qam [QM] ülkesi demektir ve bu isim Mısır’ın Kem [KM] adı ile aynı anlamlıdır (“Kitabi-Dədə Qorqud”, B., 1988 , sayf.44). Qomlama ise, şamanın qamlıq, yani ekstaz durumu anlamındadır ve bu da sufinin tarika yolunun Allah’la vahdet makamıdır.
Moyun Çor Anıtı’nda Türk hanı Tolis (Töliş) iddia ediyor ki, o Tanrı’da olmuş ve orada El yaratmıştır (E. Recebov, Y. Memmedov, “Orhun – Yenisey anıtları”, B, 1993, sayf.104,134). Gül Tekin Anıtı’nda ise bildiriliyor ki, Türk hakanları El ve onun Töresini, yani kanunlarını yaratarak uçup gitmişlerdir (Köl Tigin Yazıtı, Site: http://www.dilimiz.com/dil/kultiginyaziti.htm). Eğer dikkate alırsak ki, kaynaklarda yahudi adlandırılan Hazar Türk beglerinin “dili”nde El sözü Allah, Töre (Tevrat) ise kanun anlamındadır, kabul ederiz ki, Türk han’ın gökte yarattığı El, öyle Gök-Türk hakanlığıdır. El [L] remzinin Ali [L], Aliyye [L-YY] simgesi ile aynı anlam ifade etmesi onu demeye esas veriyor ki, Türkiye’ye ait olan “Devleti Aliyye” ifadesi de Gökteki “El Devleti” anlamındadır.
Kitab-ı Dede Korkut anıtının Vatikan seçeneğinde kaydediliyor ki, “Oğuz’un içinde Temam vilayeti zahir olmuştu”. Bu cümle – “bir elin içinde ikinci el ortaya çıkmıştı” anlamındadır. Demek ki, anıtda belirtilen Taş el – Oğuz eli (Taş Oğuz), onun içinde oluşmuş el ise İç eldir (İç Oğuz). Burada «vilayet» kelimesinin işlenmesi ise onu gösteriyor ki, “Temam vilayeti” kavramı sufizmle ilgilidir. Sufizmde “vilaye”, “vilayet” sözleri (evliya, veli sözleri ile aynıdır), sufi kutsallarının kalitesi, onların Allah’a yakınlığı anlamındadır. Temam simgesi ise kaynaklarda “El Kamil et Tamm” olarak yazılıyor ve sufilerin “Kamil İnsan” adlandırdıkları varlığa ait ediliyor.
Muhiddin İbn Arabi, kendisinin “Füsus ül Hikem” kitabında Kamil İnsanı Adem gibi sunuyor ve Allah adlandırıyor. Arabî’ye göre, bu Büyük İnsan gökteki dünyanın biçimidir (İbn Arabî, “Füsus ül Hikem”, böl.1). Tevrat’a göre, Adem ilk yaratıldıkta kozmik boyutlu, yani dünyanın o başından bu başına kadar olmuştu (Библия, Втор. 4:32). Fazlullah Astarabadinin “Cavidanname” kitabına göre, Beytül-Mukaddes, Darüs-Selam ve Kâbe – Adem’in vücudundadır. Muhammed peygamber ise, Tevrat’ta altı güne oluşturulan “Dünya”, “El” anlamındadır ve o ahirette yeniden oluşacakdır. Hıristiyan yazılarına göre de Muhammed peygamber – Osiris, Adonis, Attis, İsa ve b. Allahlar gibi ahirette dirilecek Allah’ın karakteridir (“Записки янычара», böl. 2, Sayt: http://www.vostlit.info/Texts/rus/Janicar/frametext1.htm).
İbn Arabî Muhammed peygamberin, doğanın ilahi gücünü uyandırıb, harekete getirdiğini bildiriyor. O, Muhammed peygamberin bilimini de, eskiliyini de Allah’la aynılaşdırıyor ve bildiriyor ki, “Dünyanın yaranması onunla başlamış ve onunla da bitmiştir: Adem – kil ve toprak olunca o artık peygamberdi, sonra ise temel kuruluşuna göre, peygamberlerin mührü oldu” (İbn Arabî , “Füsus ül Hikem”, böl. 27). El-Gazali mirasının araşdırıcısı Nikolson göre de Muhammed peygamber, Allah’ın karakteri ile yaratılmış ve kozmik güç sayılan Gök insanıdır. Evrenin kural-kanunu ve korunması ondan aslıdır. Nikolson bildiriyor ki, Gazali’ye göre, peygamberin kutsallar nesli, Kamil İnsanın karakteri ile özel yaratılmıştır (Абу Хамид Ал-Газали, «Воскрешение наук о вере», М., 1980, sayf.276, 284). Bu ise o demektir ki, eski türkler teurqiya vasıtasıyla gökte insan şahsında El yaratmışlar ve Türk kutsallarının da nesli bu gök insanının karakteri ile özel yaratılmıştır.
Ben, “Allah türkleri, onlar ise insanı yarattılar” adlı makalede gösterdim ki, Aleksandriyalı Filona göre Allah iki tür insan: Gök ve yer insanını yaratmıştır. Gök insanını Allah kendisi yaratmıştır ve bu yüzden de onlar ölümsüzler nesli sayılıyor. Allah’ın ilk yarattığı bu Gök insanları ise sıradan insanları yaratmışlar (А. Л. Хосроев, «Александрийское христианство», М., 1991, sayf.110). Böyle anlaşılıyor ki, Gök-Türk deyince, Allah’ın özel yarattığı Gök insanı, yani teurqlar öngörülmelidir.
Ünlü araştırmacı David Rohla göre, Adem [DM] adı, eski Mısır’ın Atum [TM] Tanrısı’nın isminin başka kayıt biçimidir (Д. Рол, «Генезис цивилизации. Откуда мы произошли…», Эксмо, М., 2002, sayf.441). Diğer taraftan, kaynaklarda Osman sembolü de Adem sembolü ile eş anlamlı olan “Dami Osman” [DM-SMN] gibi gösteriliyor ki, bu da “Adem Osman” [DM-SMN], yani Osman’ın – Mısır’ın Atum Tanrısı’nın karakterinde olması anlamındadır.
Eski Mısır kaynaklarına göre, kendini Ptah (türklerde Fatih sembolü) adlandıran Mısır piri Amon (firavun Eman), ana maddeden (efir) – vücudu ile tüm dünyayı kuşatmış Atum Allahını yaratıyor. Dokuz Allah’ın kalbi ve sözleri anlamında olan Ptah – teurqiya aracılığıyla Atum karakterinde zuhur ediyor (Г.Франкфорт, Г.А.Франкфорт, Дж. А.Уилсон, Т.Якобсен, «В преддверии философии», М., 1984, sayf.67-68). Böylece, genel olarak Atum Allah’ı adlandırılan “Dokuz Allah” (Enneada) oluşuyor ve bu zamandan sonra tüm dünyayı bu Atum vasıtası ile pir Amon yönetiyor. Türklerde bu “Dokuz Allah” – “Dokuz Oğuz” olarak kalmıştır.
Sufizmde Oğuz [GZ] sembolü Kaos [KS] simgesi ile aynıdır ve insanlığa hayat vermiş ana maddeni bildiriyor. Oğuz’un içinde Temam vilayetinin zahir olması da, gökleri düzenleyen ana maddede ruhlar için vilayet oluşturulması anlamındadır. Bu vilayet Mısır kaynaklarında Qeb (İslam’da Gayb) adlandırılıyor. Demek ki, Gök-Türk Hakanlığı – gökteki Qeb aleminde ölümsüzlük kazanmış teurqların Hakanlığıdır.
Kaynakların birinde İşbara Hakanın Çin imparatoruna verdiği cevabi mektupta, Türk Devleti’nin Tanrı tarafından kurulması belirtiliyor ki, bu da Gök-Türk Hakanlığı’nın ana maddede oluşturulması demektir.
Gök-Türk yazıtlarında Türk sözü daha çok “Türk budun” (bodun) şeklinde kaydediliyor. Budun sembolü Herodot’un eserlerinde Budin topluluk adı gibi belirtiliyor ve Gelon (Gel) sembolü ile ilişkilendiriliyor (Herodot, IV/108, 109). Diğer kaynaklarda Budun sembolü Bidin gibi de yazılıyor ve “sorhsar Bidin mülhidleri” biçiminde Şah İsmail Hatainin savaşçıları olan kızılbaşlara (gaziler) ait ediliyor («Azərbaycan tarixi üzrə qaynaqlar», B., 1989, sayf.187). Sufizmde “mülhid” [MLHD] sembolü, melekût [MLKT] sembolü (Kabbala’da Malhut) ile aynı anlamlıdır ve gökteki ruhlar dünyasını bildiriyor. Ünlü sufi alimi Şihabeddin Yahya Sühraverdinin ve El Gazali’nin eserlerinde melekût (melek alemi) sembolü, gökteki ruhlar dünyasına ve yerde bu dünyanın kapısı olan bölgeye uygulanıyor.
Sufizmde melek (mülk, malik) [MLK] simgesi ile memlûk [MMLK], melekût [MLKT] simgesi ile memleket [MMLKT] sembolü eş anlamlı simgelerdir. Kaynaklarda Türkiye – “Memaliki Şahane” de adlandırılıyor ki, bu da, mülk anlamında olan Memalik sembolünün, Şahane olarak kaydedilen Şakan/Sakan/Skin (Tevrat’ta Skinya) sembolüne, yani Allah’ın mevcut (“sakin” sembolü) olduğu çadıra ait edilmesi demektir. Demek, “Memaliki Şahane” sembolü – “Allah’ın mevcut olduğu mülk” anlamındadır.
Sufizmde Budun, Bidin [BDN] sembollerinin Bâtın [BTN] simgesi ile de aynı anlam ifade etmesi onu gösteriyor ki, Türk Budin’i deyince, aynı zamanda Kuran’ın gizli anlamlarını bilen Gel (Gelat/Qulat) türkleri olan nizariler kastediliyor. Metinlerde melahi [MLH], yani melekler [MLK] adlandırılan nizarilerin Alamut kalesinde cennet kurmaları kaynaklardan bilinmektedir.
Bidin mülhidlerinin “sorhser” adlandırılması ise, bu türklerin – Mısır’ın ölümsüz Usiri/Oziri, yani Osiris Tanrısı’nın nesli olması demektir. Çünkü sufizmde sorhser (SR-HSR) sembolü “Usiri-Hısır” gibi de okunuyor ki, bu da “ölümsüz Osiris” anlamındadır.
Budun [BDN] sembolü Arap kaynaklarında İran’ın Beduin [BDN] kavmi gibi de kaydediliyor. Beduin, yani bedeve sembolü Arap terimleri sözlüğüne göre “göçebe durumu” (İbn Halduna göre) anlamındadır. Sufizmde bu mistik yol sayılıyor ki, Kadiriye ve Rifaiye kardeşliğine yakındır. Kaynaklara göre bu isim – “el bedeviye” sufi kardeşliği olan türklerle bağlıdır. Güvene göre, 12 ana kardeşlikten oluşan bu silsile Ali bin Ebu Talip’ten başlanıyor. “Göçebe durumu” anlamına gelen bedevi sembolünün sufi kardeşliği ile ilişkisi o demektir ki, buradaki “göçmenlik”, sufi müridlerinin tarika yoluyla ana maddeye etdiği “göç” – seyahat anlamındadır. Buradaki “bedevi” sembolü, sufizmde “bodi”, yani tam olgunluğa ulaşmış, idrak edilmeyen şeyleri idrak eden, ekstaz durumunda “gören” demektir.
Beduin hükümdarı yazılarda Buid [BD] gibi kaydediliyor ve bu sembolün kökünü teşkil eden bodi [BD] simgesi, islamda (şiilikde) “el-Bede” – “görünme”, “varoluş”, “önceden haber verme” ve b. manalarındadır. Allah’ın 99 şerefli isimlerinden olan Bedi (yaratan) ve Vedud (seven) isimleri de “bodi” ve “Buda” görüşünü ifade ediyor. Bu kökten olan “bide” (bida) sembolü ise yenilik, medyumluk, bid’at olarak da manalandırılıyor. Yazdıklarımızdan böyle bir sonuça varıyoruz ki, bedevi sembolü sufilerin “bodi” simgesidir ve bu da tam olgunluğa ulaşmış, idrak edilmeyen şeyleri fark eden, ekstaz durumunda gören sufi pirleri anlamındadır.
Herodot 6 Midiya aşiretlerinden birine “Budi” diyor ve bu sembol Bubun sembolünün kısa seçeneğidir (Herodot, I/101). Türk Budununun Tolis (Töliş) isimlendirilmesi ise, gökteki melekût dünyasının Talış dağlarında olması anlamındadır ve bu arazi Azerbaycan’ın Erdebil şehrinin yakınlarında mevcut olmuş eski Midiya arazisine düşüyor.
Eski Sümer edebiyatında Tolis [TLS] simgesi ile eş anlamlı olan Tilos [TLS] sembolü kaynaklarda Tilmun/Dilmun olarak da kayıt olunarak, “ölmüşlerin ruhlarının o dünyada mutluluğu tattığı yer” olarak adlandırılıyor. Ünlü araştırmacı Kramer düşünüyor ki, Dilmun – İlahlar Manastırı anlamındadır ve o Zaqros dağ tepelerinin arkasında, İran topraklarındadır. Çünkü, epik rivayetlerde o, dağlar arkasındaki uzak ülkede – “Güneşin çıktığı yerde” mevcut olmuştur. Kramer Dilmunu – “temiz”, “nurlu” ve “şafak saçan” toprak gibi resmediyor. Orası “ölmezler ülkesi” olmuştur, oranın halkı ne hastalık, ne ölüm bilmezlerdi (Д. Рол, «Генезис цивилизации. Откуда мы произошли…», Эксмо, M., 2002, sayf.267, 271). Dilmun [DLM-N] sembolünün Deylem [DLM] sembolü ile aynı kökten olması ise onu söylemeye esas veriyor ki, kaynaklardaki “zamanı öncelemiş ve tam mutluluğa ermiş” Deylem Türkleri dediyimiz Tolis budunudur (Ф.М.Асадов, «Арабские источники о тюрках в ранее средневекове», Б., 1993, sayf.104-107).
Sufizmde Tolis [TLS] sembolü Atlas [TLS] sembolü ile de aynı anlam ifade ediyor. Herodot’a (IV,184) göre, Atlas [TLS] dağı’nda atlantlar (atlantidalılar) yaşamışlardır ve bu dağ göğün sütunu sayılmıştır. Kuran’da “sütunlar şehri”ne – İrem denir (Kur’an, 89:7). Yemen’in Sana kentinden mecnun şair Abdül Hazret’in “Nekronomikonun sırrı” (“El-Əzif”) kitabına göre sütunlar şehri olan İrem Zât el-İmad şehri Büyük boşlukta, yani gökte inşa edilmiştir. Rivayete göre, bu şehri Ad oğlu Şeddadın emriyle altın ve gümüş kerpiçten cinler dikmişlerdir. Diğer kaynaklara göre ise, cinlerin bu dünyada inşa ettiği tek şehir, Süleyman peygamberin Allah için inşa ettirdiği Yeruşalim (Kudüs) şehridir. Sufizmde İrem [RM] sembolünün Rum [RM] sembolü ile eş anlamlı olmasını dikkate alırsak, kabul ederiz ki, Türkiyenin eski adlarından olan “Diyari Rum” – Talış dağlarının göylerinde yaratılmış cennet anlamındadır ve atlantidalılar da Gök-Türk budunudur.
Tarihçi İ. Dyakonovun yazdıklarına göre, henüz milattan once VIII yüzyıla ait Asur yazılarında Midiya ülkesinde “Şarkın Arapları” (Doğunun Arapları) ülkesi mevcut olmuştur (И.Дьяконов, «История Мидии», M.1956, sayf.219,220). “Şark” sembolü, dahi filozof Şihabeddin Yahya Sühraverdinin “Şark” felsefesinde, gökleri ve gökteki melekût dünyasını bildiriyor. “Ereb” (Arap) sembolü de Yunan mitolojisinde Kaos anlamında, “gökte yaratılmış El” fikrini bildiriyor. Sufizmde “Arap” derken uyruk değil, bir şekilde olmuş insanın, değişerek başka biçim alması (metamorfoza), yani ölümünden sonra (melek neslinin) vücut biçimini değiştirip, göklerdeki yeni biçimi anlaşılıyor (Ф.М.Асадов, «Арабские источники о тюрках в ранее средневекове», Б.,1993, sayf.71,72). Arap dili de cennette konuşulan dil, yani ana maddenin birim dilidir. Buradaki Araplar ise – cennette ölümsüzlük kazanmış Rabbler (peygamberler) anlamındadır. Kuran’da açık yazılıyor ki, bu kitap Âlemlerin Rabbinin indirmesidir ve Arap (Vahiy anlamında) dilinde Ruh-ül-Emin tarafından indirilmiştir (Kur’an, 26:192-196). Burada Ruh-ül-Emin’in indirdiği Arapça – gökte ölümsüzlük kazanmış Mısır Tanrısı Amon’un Ruhunun gönderdiği vahiy anlamındadır.
Demek ki, Midiya arazisindeki “Şarkın Arapları” ülkesi göklerle bağlıdır ve buraya sadece insan öldükten sonra onun ruhu düşebilir. Kaynaklarda Midiya nüfusu “dağ ve sahralarda dolaşan kudretli midiyalılar” adlandırılıyor ve bu da Midiya dağları ve bu dağların üstünde, ana madde steplerinde ekstatik durumda (“suluq”) dolaşanlar (türükler) anlamındadır.
Ermeni kaynaklarında, Midiya ülkesinde büyük çöl inşası hakkında geniş bilgi veriliyor. Tarihçi Arakel Tebrizli paronterlerin (firavunlar) Sünikde çöl dikmesinden yazıyor. Paronterler, yani pirler ölen zaman, isimlerini ve ciltlerini değişerek, buraya – insan sesi duyulmayan mekana göçüyorlar. Bu cennete Arakel – “meleklerin yaşadığı mesken ve kutsal çöl” diyor. Burada, büyük çöldeki “Atalar Manastırı”nda ruhlar ömürlerini sürdürüyorlar. Arakele göre, ruh bu çölden çıktığında, can veren balığa benziyor ve geriye döndükten sonra yeniden canlanıyor (А.Даврижеци, «Книга историй», М.,1973, böl.24,51). Demek ki, ölmüş insanların ruhları işte burda, yani gök Arabistan’da yaratılmış özel “çöl” de yaşamaya uyğunlaşmışdır. Buranın dışında ise ruhlar için hayat yoktur.
Budun sembolünün kökü olan Bodi [BD] sembolü kaynaklarda Beyt [BT] gibi de yazılarak gökteki Ev anlamında kullanılır. Mısır’ın “Ölüler kitabı”nda denir ki, Allah kurban töreni geçirerek, kendi kurbanlarını Abidosda yerleştiriyor ve tahtı için sular oluşturuyor. “Toprak yarandıkda” ise, O artık Abidosda peygamber olmuştur. Eski Mısır kaynaklarında Abidos sembolü Abtu [BT] gibi de yazılıyor ve Beyt [BT], yani Ev anlamını taşıyor. Bu ise o demektir ki, pir Amon – bodi, yani sufizmin tarika yolu ile, ekstatik durumda (teurqiya) gökte Beyt (Ev) yaratmışdır ve Türk Budun’u da burada ölümsüzlük kazanmıştır.
Teurqların kurban töreni hakkında Sümer-Akkad mühürlerinde de bilgi veriliyor. Mühürlerde, çıplak kahramanın insan-öküzle güreşmesi veya kahinin iştirakı ile Kurban sahneleri tasvir ediliyor. Burada kahraman Enkidu’nun adı “Yeri dikmiş (düzeltmiş) kâhin, hükümdar” olarak yozuluyor. Burada “Bit İ-li” yazısına rastlanır ki, bu da Beyt-El – “Allah’ın Evi” anlamındadır (В.К.Афанасьева, «Гильгамеш и Энкиду», M., 1979, sayf.120,137). Böyle anlaşılıyor ki, hükümdar tarafından yaratılmış Allah Evi – Türk hanının teurqiya töreni ile oluşturulmuş gökteki Evdir.
İslam’da El-Beyt deyince, Muhammed peygamber, Ali ve ailesi öngörülüyor. Batinilikde El-Beyt sembolü, aile akrabalığı değil, “gizli bilime, bilgiye ve hikmete sahip aile” (“Beyt el-ilm ve’l-marifet ve’l-hikmet”) demektir ve bu da Kuran’ın batıni anlamını bilen Türk beglerine aittir. Kaynaklarda yahudi adlandırılan Hazar Türk beglerinin Levit [L-VT] Evi de El-Beyt [L-BT] sembolü ile aynı anlamlıdır. Ben, “Kur’an’daki İsrailoğulları – Azeri Türk begleridir” adlı makalemde, eski yahudi seçilmişlerinin Azeri Türk beğleri olmasını bilimsel olarak ispat ettim. Tüm bunlar ise o demektir ki, El-Beyt kutsalları, Kuran’ın ve tüm eski yazıların gizli anlamlarını idrak eden Türk beğleridir. Kitab-i Dede Korkutda – “bu dünyayı erenler akılla bulmuşlardır” derken de, Türk erenlerinin gökteki “dünyayı” akılla “bulması” öngörülmelidir (“Kitabi-Dədə Qorqud”, B., 1988, sayf.88).
Muhiddin İbn Arabî’ye göre, İslam dini de Gökte yaratılmış dünya anlamındadır ve onu kabul eden insanın ruhu o dünyada ömrünü sürdürecektir. Arabi bildiriyor ki, Allah, İslam dinini ve müslüman gibi ölmeyi İbrahim ve Yakup oğullarına vasiyet etmiştir. Burada “Din” sembolü elif ve lam sesleri ile, yani “El” olarak yazılıyor ki, bu da İslam Dinin gökteki El anlamında olmasını gösteriyor (İbn Arabî, “Füsus ül Hikem”, böl. 8). Demek ki, Arabî’ye göre Din sembolü gökteki El anlamındadır ve bu Eli Allah, İsrail’in yahudi peygamberleri olan İbrahim ve Yakup oğullarına vasiyet etmiştir.
Kaydetmek isterim ki, kaynaklarda “Aldan” [L-DN] gibi yazılan sembol – “El-Din” [L-DN], yani “Din-Eli” anlamındadır. Kartirin (III yy) yazılarında “Aldan” sembolü Albaniya gibi gösteriliyor ve bu da Azerbaycan topraklarında mevcut olmuş ülkedir (Г. А. Гейбуллаев, «К этногенезу Азербайджанцев», Б. 1991, sayf.58). Tevrat’ta Alban [LBN] sembolü Lbnun [LBNN] gibi bellidir ve Allah yemin ederek Knun (Hanaan) ve Lbnun topraklarını İbrahim’e, İsaqa, Yakub’a ve onların üremelerine miras olarak vermiştir (Библия, Втор.1:6-8). Alban [LBN] ve Lbnun [LBNN] sembollerinin sufizmde Nebi-Eli [NBL] gibi de okunuşunu dikkate alırsak, kabul ederiz ki, Alban simgesi altında peygamberlerin gökteki Eli öngörülmelidir.
Knun [K-NN] sembolü İslam’da Kün [KN] gibi bellidir ve Allah’ın “Ol!” emrini bildiriyor. Knun [K-NN] sembolünün Nun-Ki [NN-K] seçeneği Sümer ve Akkadlarda “Kudret yeri” adlandırılarak Babil kulesi ile ilişkilendiriliyor. Diğer kaynaklarda, Marduk Tanrısı’nın mabedi olarak geçen Babil kulesi – “Gök ve Yerin temel Evi” olarak kabul ediliyor ve malumdur ki, ilk insanlar burada “Etemenanki” adlı zikkurat dikmiştiler. Mitolojiye göre, Marduk Allah’ı Tiamat, yani Gök okyanusu anlamında olan ana maddeye galip geldikten sonra, onun bir bölümünü Allahlar vilayetinden ayırıyor. Bu okyanus, ondan su akmasın diye, kapak ile bağlanmıştır. Derya sularında Marduk, Etemenanki adlı “Gök ve Yerin temel Evi”ni cehennemin göğsünde öyle inşa ediyor ki, onun başı Göklere ulaşıyor (Б.А.Тураев, «История Древнего Востока», II cild, Л., 1935, sayf.91). Etemenanki [TM-NNK] sembolü “Atum” [TM] ve “Nun-Ki” [NNK] sembollerinden oluşmuştur ve “ana maddeden oluşmuş Atum” demektir. Demek ki, Knun sembolü altında Allah’ın yerde yarattığı tapınak ve onun gökteki karakteri olan Albaniya anlaşılmalıdır. Bu ise onu gösteriyor ki, Allah – İbrahim, Yakup soyuna, yerdeki Evini ve onun göğünde olan cenneti vasiyet etmiştir.
Tarihçi M. Horenatsinin “Ermenistan Tarihi” (I Kitap, böl.12) kitabına göre Albaniya ülkesi miras olarak GelarKüni soyundan kimseye ebedi olarak verilmiştir. Böyle anlaşılıyor ki, İbrahim ve Yakup oğulları deyince, Gelar Türk beğleri öngörülmelidir ve İslam dini de İbn Arabî’ye göre bu bâtınî türklerine verilmiştir.
Albaniyanın Allah’la ilişkisini ünlü araştırmacı C. Frezer de özel vurguluyor. Onun yazdığına göre, Silvia şahların kurucusu öldükten sonra Allah’a çevrilmiş ve Alban dağlarındaki şehrin üstünde karar tutmuştur (Дж. Фрезер, «Золотая ветвь», M.1986, sayf.147). Bu olay eski Mısır yazılarında Mısır firavunu (piri) Amonla alakalandılıyor. Metinlere göre pir Amon, gökte Ra güneş diski yaratmış, kendisi fiziksel öldükte, ruhu göğe kalkarak bu Ra diskle birleşmiş ve Ra-Amon Allah’ına dönüşmüştür. Firdevsi “Şehname”sinde bu olayı Cemşidle bağlıyor ve yazıyor ki, o göğe ilk ayak açarak, Gökte Keyan tahtı kurmuştur. Divin sırtında tahta çıkan Cemşid, uzayda güneş tek karar tutuyor (Firdovsi, “Şahnamə”, B.1987, sayf.33). Kuran’da bu olay Rahman Allah’a ait ediliyor ve bildiriliyor ki, Allah gökleri direksiz yükselttikten sonra kendi tahtında karar tutuyor ve güneşi, ayı kendine tabi ederek arşa hakim oluyor (Kur’an,2:29,13:2,20:5). Bu ise o demektir ki, İslam’ın Rahman adlandırdığı Allah, öyle Mısır’ın Ra-Amon Tanrısı’dır. Eğer Türk hanının Gökte Allah yaratmasını iddia etmesini dikkate alırsak, Kabul ederiz ki, Ra-Amon tanrısı öyle Osman şahtır.
Tebrizli Arakel “yılandan doğmuş” (“ejderden doğmuş”) Midiya mediumlarını – “Osman şahların nesli” adlandırıyor (А.Даврижеци «Книга историй», М., 1973, böl. 51). Osman sembolü sufizmde “İssi-Amon” gibi yorumlanıyor ki, bu da “Amon Ruhu” (Eman Ruhu) anlamındadır. Demek, Osman sembolü altında bütün kaynaklarda, Gökte bugüne kadar sağ kalmış pir Amonunun Ruhu öngörülmelidir. Bu Ruh eski Mısır kaynaklarında Horos (Kor/Qor) Tanrısı gibi de kaydediliyor ve kızılkuş şahsında tasavvur ediliyor.
Gök-Türk Anıtı’nda Türk Bodununun “Kara-Bodun” adlandırılması da bu aşiretin Kor (Horos) Tanrısı’nın türevleri olması demektir. Ünlü araştırmacı David Rohl bildiriyor ki, Mısır’ın efsanevi “Kor yoluyla gidenler” neslinin soykökü, Mezopotamyanın büyük kahramanlarından başlanıyor. Ben, “Batıni-Kur’an” kitabında ve makalelerimde çok sayıda kesin olgularla, bütün dünya edebiyatının Türk beglerinden başlamasını ispat etmişim. Bu yüzden de burada ek delillere ihtiyaç görmüyorum.
Sonunda şunu belirtmek isterim ki, bugün Türk adlandırdığımız millet, en eski kaynaklarda teurqlar, Eflatun’un ise Allahlar adlandırdığı Midiya mediumlarının neslidir. Eski kaynaklardaki Türkiye adı da Hazar çevresinde yaşayan Türk beglerinin gökteki ve yerdeki eline ait edilmelidir. Dünyanın bütün peygamberleri ve şahları işte Türk beglerinden olmuştur. “Rahman Allah’ın akıl almaz sırları”, “Ledün ilminin esasları”, “Tüm dinler birdir” ve b. makalelerimde de ben tüm dinlerin batıni anlamlarının bir olmasını ve türklerin Gökte yarattığı El ile ilgili olmasını teorik olarak ispatlamışım. Yazdıklarımın tam kanıtı ise, kaynaklarda Babil kulesi, Etemenanki tapınağı, Midiya ve Alamut kaleleri, Süleyman peygamberin Allah için diktiği Ev olarak kaydedilen dünyanın ilk tapınağının açılışı sırasında olacaktır. Orada bulunan Ahit sandığı, Levh-i Mahfuz ve Allah’ın diğer eşyalarının ortaya çıkması, beg-erenlerin eski dünyanın sahipleri olmasını tam ispat edecektir. Bu anıtın açılışı ise biraz zaman alacaktır.