BİR KAHRAMANIN HİKAYESİ


“Haksızlığa susmayan meçhul adam! YENİ YAZIM_Faruk Arslan”

1746_n

Mehmet Biriya

1945’de ayaklanarak İran’da Güney Azerbaycanlıların kurduğu ve bir yıl yaşayan Türk devletini kimse bilmez, kahramanları
ndan olan Mehmet Birya’yıda. Onun başına gelenler bir insanlık dramıydı. Aşağıda okuyacağınız gerçekten yaşanmış olaylar ve kahramanımız Mehmet Birya’ya ait bilgiler, KGB arşivlerinden 1998’de çıkarıldı. Gazeteci–yazar, Azerbaycanlı milletvekili dostum Rafael Hüseynov’un 70 şahidi konuşturarak ve KGB belgelerine dayanarak hazırladığı araştırma kitap, tozlu kütüphane raflarına kaldırıldı bile. Bu araştırma için Hüseynov İran, Türkiye, ABD, Kanada ve Sibirya’da iz sürdü. El yazmalarına 1998’de göz attığım eser, bir devre ışık tutan nadide bir yapıttır.
Kahramanımız, İran’da özerk statüsü ile 1945′te kurulan ve bir yıl devam eden Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti’nin Eğitim bakanı Mehmet Birya’dır. Birya, yani adının manası ile müsemma, riyasız adam. Haksızlığa başkaldıran, inançsız, baskıcı, kuralsızlığı kural tanıyan, sahtekar ideolojilerle barışmayan, hiç susmayıp sesini yükseltiği için hep çile çekmiş, cefakâr insan. 30 yılını İran, Azerbaycan ve Sibirya hapishanelerinde geçiren devasa bir kişilik, yılmak bilmeyen mücadeleci bir ruh. Mehmet Birya, Tebriz’de fakir bir ailenin çocuğu olarak doğar. İşi, mesleği o dönemde “Çarkıfelek” denilen bir çocuk oyuncağını döndürerek çocukları eğlendirmekten ibarettir. Bir gün bakan olacağından, feleğin çarkını hakkında nasıl döndüreceğinden habersizdir. Mücadeleci kişiliği, engin zekası ve safdilliği sayesinde halkın sevgisini kazanır. Fars şovenizmine karşı yürütülen mücadelede de en önde yer alır. 1 yıl süren Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti’nde bakanlık yapar.
Farslıların hükümeti devirmesiyle isyan girişiminden on yıl hapis cezasına çarptırılır. Tüm akrabaları öldürülür. Hükümeti destekleyen ikiyüz bine yakın Güney Azerbaycan Türkü kuzeye bugünkü Azerbaycan’a kaçar. Ancak Sovyet anlayışına göre onlar vatansızdır. İran’dan kaçan tüm Azerbaycan Türklerini Sovyet yönetimi “hiçbir yerin vatandaşı” statüsünde bir pasaport vererek tecrit eder, normal vatandaş haklarından mahrum yaşatır. İran’da hapis cezasını dolduran Birya, Azerbaycan’a gider. Sovyetleştirilen soydaşlarının acısını yüreğinde duyar. Komünizm’den başka herşeyin yanlış olduğu bu toplumda aykırı seslerin vahşice susturulduğunu bilmesine rağmen, susmaz. Acımasız Sovyet Lideri Stalin’e ve Azerbaycan Komünist Parti Birinci Sekreteri Mircefer Bağırov’a birer mektup gönderir.
Birya, mektubunda şunları yazar: “Azerbaycan’a bağımsızlık verilmelidir. Rus ordusu ülkemizi terketmelidir. Azerbaycan’ın devlet dili Türkçe olmalıdır. Ülkemizden Ermeniler,Yahudiler ve Gürcüler çıkartılmalıdır. Çeçenistan bağımsız olmalıdır.” Stalin’in “Bu adam çok akıllı. Öldürmeyin, ama kontrol altında tutun.” talimatıyla Birya, KGB zindanını boylar. Rus asıllı KGB müfettişi Birya’yı gönderdiği mektuplar nedeniyle sorguya çeker. Tamamen KGB belgelerine göre şu cevabı alır: “Azerbaycan er geç bağımsızlığını kazanacaktır. Rus ordusunun sürekli bu ülkede kalması mümkün değildir. Bizim halkımız istibdata uzun süre dayanamaz.
Birya’ya 10 yıl hapis cezası verilir. Sibirya’da Tenboy kentine gönderilir. – 30–-60 derecedeki soğuğa dayanamayan Birya, Azerbaycan’ın Komünist Parti sekreterliğine yeni getirilmiş genç lider Haydar Aliyev’e bir mektup yazar. Şiirvari mektubunda Birya, KGB’deki aslına göre Aliyev’e şöyle seslenir: “Ağrınalım (İki gözüm) Haydar Ağa. Tebriz hara (nere),Tenboy hara.” Oldukça uzun olan bu esprili mektupdan etkilenen Aliyev, Birya’yı getir, Azerbaycan’ın Şamahı kentine yerleştirir ve sessizce yaşamasını ister. Şamahı’daki camide görev verilen Birya, mollaların Kur’an’ı yanlış okumasına ve dini bilmemesine kızar. Birya’nın müdahalelerinden bıkan mollalar Aliyev’e Birya’yı şikayet ederler. Bu arada Humeyni 1979′da İran devrimini gerçekleştirir. Humeyni’nin Azerbaycan Türklerine kültürel özerklik verileceği ve Türkçe’nin resmi dil olacağı vaadinde bulunduğunu öğrenen Birya, büyük bir umutla İran’a geçer. Ancak Humeyni sözünde durmaz. Türkler yine ezilen, mağdur edilen güya azınlıktır. Ama nüfusları 20 milyonu bulmuştur. Birya, yine dayanamaz ve yüksek sesle haykırır, gerçekleri dile getirir. Devrimi Koruma Muhafızları onu yaka paça götürürler. Birya’yı, hapse atarlar. 10 yıl hapis cezası daha alır. Ve Birya böylece sırra gadem basar. İran’a geçmeden önce onu en son Azerbaycan’ın sınırdaki Astara kentinde gören ve 1,5 saatlik konuşmasını teybe kaydeden şahitlere Birya şunları söyler: “Ben hayatda çok mesut oldum. Çektiğim çileler bana bir saniye gibi geliyor. Mücadelemi herşeye rağmen sürdüreceğim.” Birya, İran hapishanesinde 70’ini geçtiği halde soğuk betonlarda yatırıldığı için zatürre olur ve hastalıktan, açlıktan ölür. Birya, dünyada bir tek kendisi kalsada haklı olan davasını devam ettirebilme dirayet ve azminde olan örnek bir ruhtu.