DÜNYA’ DA İLK KURULAN GİZLİ ÖRGÜT: BÖRÜ BUDUN


385479_459643417423673_780920976_nİslamiyet öncesi dönemde, hakanların ve şamanların kurmuş olduğu bu örgüt faaliyetlerine çin ve komşu ülkelerde çeşitli ajanlık ve örgütlenmeler ile başlamıştı. Selçuklu ve Osmanlıda da varlığını sürdürdüğünü sandığımız bu örgütün bu gün bile var olduğuna dair söylentiler vardır. Üzerindeki renklerin ve temanın göktürklerle bire bir örtüşmesi ilginçtir. Mistik güçleri olduğu düşünülen şamanların, bu güne kadar ki sırlarını ve Türk Dünyasının gerçek tarihine sahip olduğu söylenmektedir.
Börü budun göktürk hakanı Vezir Bilge Tonyukuk tarafından, İlteriş yani Kutluk Kağanın emriyle tahmini olarak 680 de kuruldu. Karşı ordular ve milletler hakkında çeşitli ajanlar kullanarak bilgi toplamak ve sabote etmek gibi işler için kullanıldı. Toplamda 50 kişiye yakın oldukları söylenmekte. Henüz hükümdarlığını ilan etmemiş olan ve devlet kurma hazırlığında olan İlteriş kağan, Başta vezir Bilge Tonyukuk olmak üzere onyedi arkadaşı ile bir birlik oluşturmaya karar verdiğinde ortaya ilk teşkilat olarak börü budun çıktı. Daha sonra ise 2. Göktürk devleti zamanı başladı.
Aşına soyunun bir dişi kurttan türediğine dair o çağda pek yaygın olduğu anlaşılan rivayetler, Gök-Türklerin erken tarihini efsanelerle karıştırmaktadır. Ancak kurttan-türeme geleneğinin, Asya Hunları arasında da mevcut olması ve kurt ata’nın Türkleri dar, geçilmez yollardan selamete ulaştırdığı (Bozkurt Destanı’nın aslı) rivayetinin Hunlarda görülmesi, Gök-Türklerin Hunlara nispetini ortaya koymaktadır. Aşına ailesinin, yalnız bir erkek çocuk hayatta kalmak üzere, katliama uğramış olduğu rivayetini, Tsü-kü (aslında Asya Hun devletinde bir unvan) adlı Hun ailesine mensup Meng-sün tarafından kurulan Kuzey Liang Hun Devletinin, 439’da Tabgaçlar tarafından yıkılması hadisesine bağlamak mümkündür. Sui-shu’ya (Çin yıllığı, 581-618) göre, bu Hun devletinde idareyi elinde tutan Tsü-kü (Chü-ch’ü)’ler imha edildiği zaman, A-shih-na (Aşına) kolu, 500 ailelik bir kütle halinde, Kan-su bölgesinden göçerek, Juan-juanlara sığınmışlardı. Gök-Türklerin nüvesini teşkil ettiği belirtilen ve Meng-sün’ün oğlu An-çu ve sonra torunu Şu’nun öldürülmesi üzerine önce Hsi-hai’da iken sonra Altaylar’a nüfuz eden bu kütle, Chü-ch’üler (Tsü-kü) yolu ile de Asya Hunlarına bağlanmaktadır ve hatta, bu kısa göç hareketini idare eden Aşına soyunun, Güney Hun tanhuları yolu ile Mo-tun’un mensup olduğu ünlü T’u-ko (Tu-ku) ailesinden gelmesi kuvvetle muhtemeldir. Kurt ata inancı dolayısıyla Gök-Türk hakanlık belgesi, altından kurt başlı sancak (tuğ) olmuştur.
Kurt başlı sancak bu kurulmuş olan börü budun için bir gelenek ve simge halini de almıştır. Belki de dünyanın en eski istihbarat ve haber alma teşkilatı olmuştur. Büyük Selçuk İmparatorluğunun kurulması Börü Budun üyesi olan subaşı Dukak’a verilen emir ile oğlu zeki ve etkileyici konuşmaları ile tanınan Selçuk Bey’in budun emrine alınması sonucu gerekli Türk Kavimlerinin desteği sağlanarak baş olması sonucunda gerçekleştirilmişti. Sık sık devletler ile iç içe olmasına rağmen, devletlerden bağımsız olarak göktürk örf, adet ve geleneklerine bağlı olduğu bilinen börü budun, Büyük selçukluya kadar islamlaşmış olmasına rağmen derin göktanrı ve şaman inancının etkilerini, büyülerini, ayinlerini ve geleneklerini sürdürmüştü. Anadolu selçuklu ve büyük selçuklunun ayrılmasının kararında en büyük etkinin yine Kutalmışoğlu Süleyman Şah, Selçuk Bey’in oğlu Arslan Yabgu’nun torunu olarak anadolu içlerini fetihle görevlendirilmiş, Anadoluya girişi ise börü budun tarafından istihbarat ağıyla donatılmış ve bizans ordusunda moral bozucu etkenler oluşturulmuş şekilde teslim alan Sultan Muhammed Alparslan sağlamıştır. Alâeddin Keykubad zamanında devlet işlerinde etkili olduğu söylenen Börü Budun teşkilatı bir çok dergah şeyhi, yönetici ve padişahın da üye bulunduğu gizli tarikatlar kurarak genişlemeye devam etmiştir. Alâeddin Keykubad, 1 Haziran 1237 tarihinde Kayseri’de vefat etti. Yerine İzzeddin Kılıç Arslan’ı veliaht tayin etmesine rağmen, teşkilatın isteğinin dışında büyük oğlu Gıyaseddin Keyhüsrev tahta geçti. Böylece börü budun anadolu selçuklulardaki gücünü kaybetmeye başladığını anlayınca teşkilat gizlendi.
Eskişehir, Kütahya, Afyon ve Denizli, Selçuklu-İslâm kültürünün yerleştiği uc merkezleri olarak yükselip Gazi Türkmenlerin faaliyette bulunduğu en ileri uc bölgesiyle Selçuklu uc bölgesi arasında bir ara bölge haline geldiler. Uc bölgelerinde ortaya çıkan Türkmen beylikleri arasında Konya’ya hakim olan Karamanoğulları en kuvvetlisi görünüyor ve Selçukluların varisi olduğunu iddia ediyordu. Batı Anadolu’da Aydınoğulları, devrin şartlarına göre mükemmel bir donanma gücüne sahip bulunuyordu.Göçebe bir kavmin süratle denizci olması ve Adalar (Ege) Denizini alt üst eden gazalarıyla hayranlık uyandırması, şaşılacak bir gelişmeydi. Bu devir Anadolu’sunda yine mühim sayılabilecek bir güce sahip bulunan Germiyanoğulları, Karesioğuları, Menteşeoğulları, Saruhanoğulları, Hamidoğulları ve Candaroğulları beyliklerinden her biri, kendi hesabına yayılma mücadelesine girişti. Bunlar arasında Söğüt’te kurulan Osmanlı Beyliği en mütevazı bir durumda bulunuyordu.
Ertuğrul Gazi, tahminen doksan yaşında olduğu halde, 1288’de vefat ettiğinde, Osmanlı Beyliği; Karacadağ, Söğüt, Domaniç ve çevresinde 4800 kilometrekarelik mütevazı bir toprak parçasına sahipti. Ertuğrul Bey’in vefatından sonra, uçtaki Oğuz aşiretlerinin ittifakıyla, Kayı boyundan olduğu için, Osman Bey börü budun yardımıyla hepsine baş seçildi. Diğer Anadolu beyleri birbirleriyle uğraşırken Osman Bey bu teşkilatın desteği ve yol göstermesi ile, Bizans’la mücadele etti. Bu sayede, 1288’de Selçuklu sultanının gönderdiği hakimiyet alâmetlerini alan Osman Gazi, böylece kendi nüfuz bölgesini ve oradaki reayayı (halkı) Bizans’a ve komşu beylere karşı koruma mesuliyetini yüklenmiş oldu. Çevresine aldığı Samsa Çavuş, Konuralp ( gök börü ), Akçakoca ( gök börü ) , Aykut Alp, Abdurrahman Gazi gibi aşiret beyleriyle birlikte fetih hareketini başlatan Osman Gazi kısa sürede İnönü, Eskişehir, Karacahisar, Yarhisar, İnegöl ve Bilecik’i zaptetti. Bilecik’in fethi ve Osman Bey’in beylik merkezini buraya nakletmesiyle; Anadolu Selçukluları’nca Moğollara karşı girişilen başarısız Sülemiş isyanı neticesinde Sultan III. Alaaddin Keykubad’ın kaçması hemen hemen aynı tarihlere rastladı. Bu sebeple Selçuklu Devleti’nin başsız kalması neticesinde daha serbest hareket etmeye başlayan Osman Gazi, bağımsızlığını (istiklâlini) ilan etti (27 Ocak 1300).
(TÜRK MİLLETİNİN TARİH SAHNESİNDE VAROLUŞ GERÇEĞİ)
“Mahremiyeti olmayan bir Devletin varlığı, Düşmanlarının merhametine bağlıdır.” Yılmaz KARAHAN
Türk Milletinin İslamiyet’e girmeden önceki dönemlerinde, Türk varlığının devamını sağlattırmak için Göktürk Hakanı İlteriş Han tarafından 680 yılında kurdurulmuştur. İlk aşamada 50 kişilik bir güç olduğu bilinmektedir.
Bu Teşkilatın görevi, Çin ve diğer düşman Uluslar hakkında bilgi toplamak, Karşı propaganda yapmak, gerekirse sabotajlar hazırlayıp düşman güçlerinin saldırılarını ve mukavemetlerini kırmaktır.
Devletler Tarihinde ilk kurulan İstihbarat Teşkilatıdır.
Börü Budun, Şamanlar tarafından da desteklenmiştir. Börü Budun da görev yapacak her Türk, itina ile Bilge Tonyukuk tarafından seçtirilirdi.
Seçilmiş Börülerde ki özellikler;
1- Gök Tanrı’ya teslimiyet
2- Ulus’a ve Vatan’a sevgi
3- Töreye sadakat
4- Bilgi ve ketumiyet
5- Cihangirlik
Kurt başlı Gök Sancak, Börü Budun’un simgesidir.
BÖRÜ : Kırgız Türkçesinde KURT anlamındadır.
BUDUN : Ulus, kavim anlamındadır.
BÖRÜ BUDUN, Ulus’un Kurtları veya Milletin Fedaileri-Milletin Önderleri- Ulus’a Yol Göstericiler anlamlarına gelmektedir.
Börü Budun sayesinde Türk Milleti Çin boyunduruğundan kurtulmuştur. Böylelikle ikinci Göktürk Devleti kurulmuştur. Göktürkler tüm Orta Asya daki boyları birleştirmiş ve hakimiyeti altına almıştır. Türk Milletinin Batıya akışı ve fetihlerinin temelinde Börü Budunun hizmetleri esastır.
Büyük Selçuklu Devletinin Kurucusu Selçuk Bey’de Börü Budun üyesiydi. Dağınık Müslüman Türk Boylarını toparlayarak Devlet kurulmuştur.
Selçuklu Sultanlarının (Alparslan, Kutalmışoğlu Süleyman Şah) Anadolu’yu fethinde de Börü Budun önemli görevler yapmıştır. Anadolu istihbarat ağı ile örülmüş ve lojistik destek sağlanmıştır.
Hoca Ahmet Yesevi Hazretlerinin Dergahında yetişen 99 bin Gazi Derviş te Anadolu’nun Türkleştirilmesi ve İslamlaştırılması çalışmalarına katılmıştır. Yesevi Tarikatına mensup bu Gazi Dervişler 6 prensip üzerine hizmet ederlerdi.
1- Hakkı bilmek
2- Cömertlik
3- Sadakat
4- Allah aşkı ile yanmak
5- Kanaatkar olmak
6- Pür dikkat kesilmek. Dikkati bir noktaya toplayabilmek.
Görüldüğü gibi Börü Budun mensupları ile Gazi Dervişlerin ilkeleri birbiriyle örtüşmektedir.

GAZİ DERVİŞLERİN (ALP ERENLERİN) HİZMETLERİ

1- Coğrafyaya isim vererek toprağı Vatanlaştırmak, Türkleştirmek.
2- Elinin emeği, alnının teri ile yaşamak.
3- Akınların yönünü Batı’ya çevirmek.
4- Dini ve ahlaki telkinlerde bulunmak. Türklere İslamiyet’i benimsetmek.
5- Devlete vergi verdirmek.
6- Toprağı ağaçlandırmak.
7- Stratejik yerleri ( köprüler, geçitler, boğazlar) kontrol altında tutmak.
8- Fetih öncesi gidilecek yerlerde daha önceden propaganda yapmak. Yerli Halkı Türklerin İdaresine hazırlamak.
Yapılan hizmetler bakımından Türk Devletinin Börüleri ile, Gönül Erenleri bir tek amaç için çalışmışlardır. “ALLAH RIZASI İÇİN, TÜRK DEVLETİ VE MİLLETİNİN BEKASINI İLELEBET DAİM KILMAK”
Börü Budun’un kurduğu alt yapı ve desteği ile, mütevazi bir Uç Beyliği olan Osmanlı; Beylikten Devletleşmeye, Devletten İmparatorluğa geçmiştir.
Büyük Türk Hakanı Timur Han; 1395 yılında Altınordu Türk Devleti Hakanı Toktamış Hanı Terek Savaşında yenerek Devletin parçalanmasına ve Ruslar tarafından yıkılmasına zemin hazırlaması ile, 1402 yılında Osmanlı Devleti Sultanı Yıldırım Beyazıt Hanı yenerek Fetret devrini başlatması Türklerin batıya karşı hakimiyetinde zafiyetler meydana getirmiştir.
Hakanlar arasındaki bu savaşlar, Türk Devletlerine zarar veriyordu. Börü Budun, Timur Han’dan Türk Devletleriyle savaştı diye desteğini çekmiştir.
Balkanlar da, Osmanlı Devletinin hakimiyetinin sürdürebilmesi ve yeni yerlerin fethi için Börü Budun, “Akıncılar” birliğini kurdurmuştu. Akıncılardan bin kişinin komutanına “Binbaşı”, Yüz kişinin komutanına “yüzbaşı”, On kişinin komutanına “Onbaşı” denilirdi. “Akıncı Beyi” ise bunların üzerinde komuta merkezinde idi. Bu komutanlar, Börü Budun da söz sahibi “Gök Börü” tarafından soylu Müslüman Türk Ailelerinden seçilirdi.
Akıncılar, 20. yüzyılda “KOMANDO” adıyla Avrupa da ihdas edilecektir. Tarihte ilk komando da Akıncı Türkleridir.
Osmanlının son dönemlerinde, Enver Paşa tarafından kurdurulan “TEŞKİLAT-İ MAHSUSA” da var olma savaşlarında önemli görevler üstlenmiştir. Tüm Türk-İslam Aleminde yeniden Diriliş ve Emperyalizme karşı savaş için, her türlü yokluğa rağmen verilen mücadele TÜRK’ ün teşkilatçılığını ve Devletsiz yaşayamayacağının şerefli bir ispatıdır.
Osmanlı 1. Dünya Savaşında mağlup olup Türk Vatanı işgal altına girdiğinde Teşkilat-ı Mahsusa Kurtuluş Savaşına katılmış ve Atatürk’ün önderliğinde T.C. Devletinin kurulmasında çok önemli hizmetler yapmıştır.
Teşkilat-i Mahsusa da görev yapan bazı ünlüler :
1- Eşref Kuşçubaşı
2- Rauf Orbay
3- Mehmet Akif Ersoy
4- Ali Fethi Okyar
5- Fuat Bulca
6- Çerkez Ethem
7- Dr. Refik Saydam
8- Şerif Burgiba ( Habib Burgiba’nın babası)
9- Mısırlı Aziz Ali Bey
10- Arabistan’da İbn-ür Reşid
11- Süleyman Askeri Bey
1950 li yıllarda, ABD’den “Philip H. Stoddard” adlı bir kişi “Teşkilat-i Mahsusa” hakkında uzun süreli araştırma yaparak bilgi topladı. Bu kişi 11.05.1963 tarihinde hazırladığı araştırmayı Princeton Üniversitesine doktora tezi olarak sundu.
Artık Türk Teşkilat-i Mahsusa nın tüm çalışma metotları Amerikalılar tarafından öğrenilmiş oluyordu.
Osmanlı İmparatorluğu gibi büyük düşünmeye çalışan, ABD elde ettiği bilgiler ile CIA yı yenilemiş ve ufkunu genişletmiştir. Bugün ABD nin haber alma teşkilatlarındaki temel başarısının sırrı Türk gibi dünyayı yönetme bakışını öğrenmesindendir.
Allah Türk’e yaratılışında “YÖNETME” kabiliyetini bağışlamıştır.
Önemli olan Türk Milletinin kendi özüne dönüşüdür. Döndüğünde, Tarihi gerçek sahibi, İnsan Haklarını sömürmeden yazacaktır.
“BİR TÜRK DÜNYA’YA BEDELDİR.”