DÖRT BİN YILI AŞKIN GECMİŞİYLE TÜRKLER


Nurer Uğurlu’nun Türk Kavimleri adlı kitabı, dünyanın değişik bölgelerinde yaşayan Orta Avrupa’yı ve Uzakdoğu’yu akınlarıyla bunalttıkları, Hindistan’a pek çok akın yaptıkları, Ruslara boyun eğdirdikleri, güçlerini Tuna’dan Ganja, Adriyatik’ten Çin Denizi’ne ve egemenliklerini Pekin’e, Delhi’ye, Kâbil’e, Isfahan’a, Bağdat’a, Kahire’ye, Şam’a, Fas’a, Tunus’a, Cezayir’e, Balkan Yarımadası’na kadar yaydıkları bilinen Türk kavimlerini ele alıyor. Uğurlu’yla kitabına dair bir söyleşi gerçekleştirdik.
Cumhuriyet Haber Portalı-

-Türk kavimlerinin tarihselgeçmişi nasıl değerlendirilir?

– Kitap, Asya, Avrupa ve Afrika’da yaşayan, bugün de dünyanın değişik bölgelerinde yaşamaktaolan çok kalabalık Türk kavimlerinin tarihsel geçmişidir. Kavim, aralarında töre, dil ve kültür ortaklığı bulunan, boy ve soy bakımından da birbirine bağlı insan topluluğu, budun ve ulus olarak tanımlanır. Budun, eski Türklerde sıkı bir işbirliği ve siyasal bağımlılık bulunan boylardan oluşan birliktir. Kelime çeşitli kaynaklarda değişik anlamlarda kullanılmıştır. İlk olarak yer aldığı Orhon Yazıtları’nda (VIII. yy.) ‘bodun’ biçiminde geçmekte, yerli yabancı, göçebe yerleşik bütün topluluklar için kullanılmaktadır. Burada kavim anlamına gelmek üzere Törük bodun (Göktürkler), Tabgaç bodun (Çinliler) gibi kullanılış biçimleri yanında, Oğuz, Ediz, Karluk, Uygur, Kırgız, Bayırku, Tatar gibifarklı büyüklüklerdeki boylardan oluşan Türk topluluklarını nitelemek için de kullanılmıştır. Yazıtlarda asıl halk kitlesini belirtmek için ‘kara kamag’, ‘kara bodun’ ya da yalnızca ‘bodun’ sözlerinin de geçtiği belirlenmiştir. Kâşgarlı Mahmud (XI. yy.) Divanü Lügati’t-Türk’te ‘budun’ kelimesinin Çiğil lehçesinden geldiğini belirtmiş, bunu ‘kavim’, ‘reaya’ ve ‘halk’ biçiminde açıklamıştır. Batılı bilginler ise ‘budun’ kavramını ‘people’ ve ‘volk’ sözleriyle karşılamışlardır. XIV. yüzyılda Altınordu ülkesinde ve Harezm’de yazılan bazı Türkçe eserlerde pek sık rastlanmamakla birlikte, ‘buzun’ biçiminde geçen bu kelime ‘teb’a’ ve ‘halk’ anlamında kullanılmıştır. Daha sonraki yüzyıllarda yazılan kitaplarda bu kelimeye rastlanmamıştır. Budunlar birbirlerinden ayrı topluluklardı. Her birinin ayrı yurtları ve başbuğları vardı. Topraklarının genişliğine ve nüfuslarına göre başlarında ‘yabgu’, ‘şad’, ‘ilteber’ gibi unvanlar taşıyan kağanlar bulunurdu. Göktürk Yazıtları’nda adı geçen ve çoğu Göktürk Kağanlığı içinde yer alan budunlar, yılda bir kere armağanlar yollayarak kağana bağlılıklarını bildirirler, savaş sırasında da ordusuna asker gönderirlerdi. Kağanlar, kendilerine bağlı budunları çoğu kere merkezden gönderdikleri yöneticiler aracılığıyla denetim altında tutarlardı.

‘Yarı göçebe bir yaşam’

– Türklerin ilk yurtları neresidir?

– Türkler, tarihin en eski ve sürekli kavimlerinden biridir. Dört bin yılı aşkın geçmişleriyle Türkler, Asya, Avrupa ve Afrika topraklarına yayılmış büyük bir millettir. İlk yurtları Orta Asya yaylasıdır. Türklerin ilk yurtları, doğuda Kingan Dağları’ndan, batıda Hazar Denizi ve İtil (Volga) Irmağı’na; kuzeyde Sibirya ovalarından, güneyde Karanlık ve Hindikuş Dağları’na kadar uzanan çok geniş topraklardır. Orta Asya yaylası, doğudan batıya geniş bozkırlar olarak uzanır. Kuzey ve güney bölgeleri renkli topraklarla kaplıdır. Hazar Denizi ile Aral ve Balkaş göllerinin kuzey kesimleri boyunca uzanan verimli topraklar Kingan Dağları’na kadar sürer. Bu toprakların güneyindeki kumlu bozkır, yer yer çöllerle son bulur. Kumlu bozkır bölgesi, Altay Dağları’ndan batıya ve doğuya yayılan verimli toprakları birbirine bağlar. Tarihçiler, en eski yerleşim bölgesi olarak gördükleri Orta Asya topraklarını, Tanrı Dağları’nın güneyi ve kuzeyi olarak iki bölümü ayırarak incelerler. Tanrı Dağları’nın güneyindeki bölge, Doğu Türkistan’dır. Kuzeyinde, Altay Dağları, Çungarya bozkırları ve İrtiş Irmağı vardır. Bu topraklarda hareketli, göçebe Türk toplulukları yaşamıştır. Türkler, önceleri toprağa bağlı tarım yaparken, büyük iklim değişikliği sonucu, hayvancılığa geçmişlerdir. Hayvanlarına otlak bulmak amacıyla dolaşmak zorunda kalmışlardır. Bu durum Türkleri yarı göçebe bir yaşama yöneltmiştir.

– ‘Türk anayurdu’ üzerindeki bilimsel görüşler nelerdir?

– Türk tarihi üzerine inceleme ve araştırma yapmış bilim adamları, Çin kaynaklarına dayanarak, J. Klaproth ve A. Vambery, ‘Türk anayurdu’nu Altay Dağları’nın çevresinde göstermişlerdir. Ünlü Türkolog W. Radloff, bu bölgenin Altayların doğusunda, bugünkü Moğolistan olduğunu kabul etmiştir. G. J. Ramstedt, Türk ve Moğol dilleri arasındaki yakınlığa dayanarak, Türklerin Moğolistan’dan türemiş olduklarını ileri sürmüştü. Orta Asya Türk tarihinin tanınmış uzmanı W. Barthold, Türk anayurdunu Moğolistan yöresine koymuştu. Bu görüşler şimdi eskimiş ve bu alanın genişletilmesi gerektiği anlaşılmıştır. Dil incelemeleri ve arkeolojik araştırmalar ‘Türk anayurdu’nun Altay Dağları’nın batısına doğru uzandığını göstermektedir. Tanınmış Türkologlardan Gy. Nemeth göre, Türklerin anayurdunu Altay Dağları ile Ural Dağları arasında, yani bugünkü Kazakistan’da aramak doğru olur. Son yıllarda Sibirya’nın güneyi ve Altay Dağları çevresinde yapılan arkeolojik ve etnik araştırmalardan Türklerin eski yurtlarıyla ilgili bazı bilgiler edinilmiştir. Bu konuda S. V. Kiselev’in çıkardığı ‘Sibirya’nın En Eski Tarihi’ (1951) adlı kitabında çok önemli tarihsel belgeler sergilendiği gibi, Baykal Gölü’nün kuzeyinde, Lena Irmağı’nın başlarında ve Yedi-Su bölgesinde ortaya çıkarılan ‘kaya resimleri’ ve arkeolojik buluntular, bu yerlerin çok eski dönemden kalma etnik özelliklerini aydınlatmaktadır. Türklerin ilk yurtları, tarihsel kaynaklara göre, Altay Dağları yöresidir. Tanrı Dağları’yla Altay Dağları arasında yaşayan Türkler ‘Altay Kavimleri’nden sayılmışlardır.

– Orta Asya topraklarında yaşayan Türkler neden göç etmek zorunda kalmışlar ve nerelere gitmişlerdir?

– Orta Asya topraklarında yaşayan Türkler, coğrafî çevrenin değişmesi, sosyal yaşamın ağırlaşması üzerine, bulundukları toprakları terk ederek, başka ülkelere göç etmek zorunda kalmışlardır. Türkler, yayıldıkları bu yeni topraklarda birçok bağımsız Türk devleti kurmuşlardır. Türklerin ilk yayılmalarının ne zaman başladığı kesin olarak bilinmemektedir. Ama, ilk büyük yayılmanın M.Ö. I. bin başlarında olduğu sanılmaktadır. Bu büyük göçle Türkler, Hazar Denizi’nin güneyinden geçerek İran yaylası üzerinden (bir bölümü İran’da kalmıştır) Mezopotamya’ya inmişler, buradan Suriye, Mısır, Anadolu ve Ege Denizi adalarına yayılmışlardır. Buralarda, tarihin çeşitli dönemlerinde, Büyük Selçuklu, Türkiye Selçuklu, Osmanlı İmparatorluğu ve Türkiye Cumhuriyeti gibi birçok bağımsız Türk devleti kurmuşlardır. IV. yy. sonlarına doğru, Hazar Denizi’nin kuzeyinden geçen Türkler, Kuzeydoğu Asya’dan Doğu Avrupa’ya doğru göç etmişlerdir. Zamanla güneydoğuya inen Türkler, Orta Avrupa’ya, Balkan Yarımdası’na ve Tuna Irmağı vadilerine yerleşmişlerdir. Bu topraklarda da, tarihin çeşitli dönemlerinde, birçok bağımsız Türk devleti kurmuşlardır. Türklerin, M.Ö. 2500 yıllarından önce başlayan doğuya yayılmaları, çok uzun zaman ve aralıklı olarak sürmüştür. Çin’in bugünkü Şensi ve Kansu bölgelerine yerleşen Türkler, buralara kendi kültür ve uygarlıklarını da birlikte getirmişler, uzun zaman Çin yönetimini ellerinde tutmuşlardır. Çin devletini kuran Sang (Shang) hanedanlığı, Türk soyundan gelen Covlar (Chow) tarafından yıkılmıştır (M.Ö. 1050-247). Zamanla çok kuvvetlenen Covlar, Çin siyasal birliğini kurmuşlardır. Bu hanedanlık tarafından kurulan siyasal birlik, Çin tarihinin başlangıcı sayılmıştır. Kuzeye yayılan Türkler de, Sibirya’nın verimli otlaklarına yerleşmişlerdir. Ama burada yaşayan Yakut ve Çuvaş Türklerinin bu topraklara ne zaman geldikleri kesin olarak bilinmemektedir. Türklerin Orta Asya topraklarından yayılmaları, tarihin ilk çağlarında başlamış, ortaçağın sonlarına kadar sürmüştür. Bazı Türkler anayurttan göç etmemişlerdir. Seyhun, Ceyhun, İli, İrtiş, Tarım ve Çu bölgelerinde yaşamışlardır. Bu topraklarda zamanla birçok büyük devlet kurmuşlar, kültür ve uygarlık alanında önemli gelişmeler göstermişlerdir.
‘Türk boylarının büyük bir bölümü Orta Asya’da kaldı’

– Türkler, coğrafî bölge, tarihsel gelişim, lehçe ve şive özellikleri bakımından hangi boylara ayrılır?

– Türkler, coğrafî bölge, tarihsel gelişim, lehçe ve şive özellikleri bakımından çeşili boylara ayrılır. Kâşgarlı Mahmud, ‘Divanü Lügati’t-Türk’ adlı kitabında, XI. yy.’daki Türk kavimlerinden söz ederken; Oğuz, Kıpçak, Uygur, Karluk, Kırgız, Yağma, Çiğil, Bulgar, Başkurt vd. Türk boylarıyla ilgili bilgi verir. Bu boylardan en kalabalık olanı Oğuzlar ile Kıpçaklardı. XI. yy.’ın ikinci yarısından sonra Oğuzlar, Siriderya (Seyhun) boylarından Ön Asya ve Anadolu’ya; Kıpçaklar da İrtiş havzasından Hazar Denizi ve Karadeniz’in kuzeyindeki ovalara kütleler olarak göç ettiler. Bulgarların bir kolu, VI. yy.’da bugünkü Bulgaristan topraklarına inmişti. Çeşitli yönlere yapılan göçlere karşın, Türk boylarının büyük bir bölümü Orta Asya’da kaldı. Bu tarihsel gelişme, bugünkü Türk topluluklarının ve illerinin öbeklenmesinde temel olacak yapıyı oluşturması bakımından önemlidir. Oğuz boyu, Batı Türkleri adıyla bilinen büyük gruba temel olurken; coğrafî bakımdan Orta Asya’daki Türk kütlesiyle yakın ilgisi kesildi. Kıpçaklar, kendilerinden önce Karadeniz’in kuzeyinden Tuna’nın denize döküldüğü yere kadar uzanan bölgede yerleşmiş olan diğer Türk kavimlerini de içlerine alarak büyük topluluk oluşturdular. Dolayısıyla Kıpçaklar, bugün Doğu Avrupa Türkleri olarak bilinen gruba temel oldu. Üçüncü grup ise, Çağatay ulusu ve Özbek ulusunun kaynaşmasından oluşan Doğu Türkleri ya da Türkistan Türkleridir. Bu kütleyi Orta Asya’da kalan diğer Türk boyları oluşturdu. Türkistan’a sonradan dönen Kıpçak grupları da bu yapıya girdi. Dördüncü grubu oluşturan Türkler, Sibirya, Altay ve Akaban Türkleridir. Batı Sibirya ve Altay bölgesindeki çeşitli boylar, genellikle Kıpçak ve Kırgız kökenli Türklerdir. Ancak Sibirya’nın doğusunda Kamçatka ve Sahalin Denizi’ne kadar uzanan bölgede oturan Yakutlar, genel Türkçeden oldukça farklı bir dille konuşmakta ve kendi geleneklerine göre Saka Türklerinden gelmektedirler.

– Türk kavimlerinde toplumsal örgütlenme nasıldır?

– Türklerde ailelerin, soyların bir araya gelmesiyle boylar (kabileler) oluşmuştur. Boylar birliğine ‘bodun’ adı verilmiştir. Bodunların birleşmesiyle gerçekleşen devlete ‘il’ denilmiştir. İllerin başında ‘han’ bulunurdu. Bunların bir araya gelmesiyle de ‘hanlık’, ‘kağanlık’ (devlet) oluşurdu. Eski Türk dilinde ‘halk’ kelimesinin karşılığı ‘kün’dü.
Devletin başında kağan (hakan) bulunurdu. Ordulara komuta eder, devlet işlerinin görüşülmesi için toplanan ‘kurultay’a başkanlık ederdi. Tarihsel belgeler, Türk hakanlarına yönetme hakkının ve yetkisinin ‘Gök-Tanrı’ tarafından bağışlandığını, verildiğini yazmaktadır. Orhon Yazıtları’nda Bilge Kağan adına dikilen anıtta, ‘Tanrı bağışladığı için kut oldum, kağan oldum’ denilmektedir. Türklerde hakanın hakları ve yetkileri sonsuz değildi. Hakan, devletin başı sayılırdı. Boy beyleri ve hanlar kendi topraklarında diledikleri gibi hareket ederlerdi. Bir çeşit bağımsızlıkları vardı. Devlet işlerinin görüşülmesinde en büyük yardımcıları olarak ‘kurultay’ toplantılarına katılırlardı. Kurultay yılda iki kere toplanırdı. Bu toplantılarda devletin savaş, barış ve ticaret gibi önemli işleri görüşülür, ülkenin düzenli ve adaletli yönetimi için yasalar yapılırdı. Türklerde devletin ve ülkenin yönetimi, yapılan bu yasalarla birlikte, törelere, gelenek ve göreneklere göre düzenlenir, yürütülürdü. Hakanın ‘hatun’ adı verilen eşi, devlet işlerinin görülmesinde hakana yardımcı olurdu. Ayrıca Türklerde, hakana devlet ve ülke işlerinin yürütülmesinde yardımcı olmak amacıyla büyük memurluklar da kurulmuştu. Bu memurlara genel olarak ‘bey’ adı verilirdi. Bunlardan başka Türk devletlerinde ‘yabgu, şad, tarhan, tudun ve tamgacı’ adı verilen unvan, makam ve memurluklar da vardı. Hakan öldüğü zaman kurultay toplanır, kağanın oğullarından birini hakan seçerdi. Hakanlığa genellikle kağanın büyük oğlu getirilirdi. Hakanlık belirtisi olarak kağanın çadırının önüne ‘dokuz tuğ’ dikilirdi.

– Kitapta hangi Türk kavimleri anlatılmıştır?

– Kitapta, dün olduğu gibi bugün de dünyanın değişik bölgelerinde yaşayan Türk kavimleri anlatılmıştır. Bu kavimlerin insanlık tarihine katkıları sürekli ve kalıcı nitelikte olmuştur. Bu nedenle insanlık tarihi, Türklere büyük yer ayırmadan anlatılamaz. Çünkü Türklerin, Orta Avrupa’yı ve Uzakdoğu’yu akınlarıyla bunalttıkları, Hindistan’a pek çok akın yaptıkları, Ruslara boyun eğdirdikleri, güçlerini Tuna’dan Ganja, Adriyatik’ten Çin Denizi’ne ve egemenliklerini Pekin’e, Delhi’ye, Kâbil’e, Isfahan’a, Bağdat’a, Kahire’ye, Şam’a, Fas’a, Tunus’a, Cezayir’e, Balkan Yarımadası’na kadar yaydıkları bilinir. Bu konuda şunlar söylenir: ‘Türklerle ilgili olarak kabul edilebilecek tek tanım dilbilimsel olandır. Türk, Türkçe konuşandır. Başka bir tanım son derece yetersiz kalır.’

– Günümüz Türk toplulukları nelerdir?

– Günümüz Türk toplulukları şöyle sıralanır: Volga-Ural Bölgesi. Tatarlar, Kırım Tatarları, Başkırtlar, Çuvaşlar, Kırımçaklar. Orta Asya Bölgesi. Karakalpaklar, Uygurlar. Sibirya Bölgesi. Yakutlar, Dolganlar, Tuvalar, Hakaslar, Altaylar, Şorlar, Tofalar. Kafkasya Bölgesi. Balkarlar, Kumuklar, Karaçaylar, Nogaylar, Avarlar, Lezgiler, Darginler, Laklar, Tabasaranlar, Rutullar, Tasahurlar, Agullar, Çeçenler, İnguşlar, Adıgeler, Abhazalar, Çerkezler, Abazalar, Ossetler, Ahıskalar, Kabardinler. Batı Bölgesi. Gagauzlar, Karaimler.
Türk Kavimleri/ Nurer Uğurlu/ Örgün Yayınları/ 544 s.