TTK’NIN KARTAL’I SAF TÜRK MOTİF!


46419_nTTK Başkanı Prof. Dr. Mehmet Metin Hülagü, “Kartal motifli logo Türkleri tam anlamıyla yansıtmıyordu. Kartal özellikle Bizans’ı temsil eder, 83’üncü yaşa yeni logoyla girmeye hazırlanıyoruz” dedi ortalık ayağa kalktı.
28 Temmuz 2013 tarihli Hürriyet Gazetesi’ndeki, aşağıdaki haber hepinizin ilgisini çekmiştir. Önce açıklamaya bir bakalım:
“TTK’nın ‘Kartal’ı tam Türk değil”
Mustafa Kemal Atatürk tarafından 1931 yılında kurulan Türk Tarih Kurumu’nun kartallı logosu değiştiriliyor.TTK Başkanı Prof. Dr. Mehmet Metin Hülagü, “Kartal motifli logo Türkleri tam anlamıyla yansıtmıyordu. Kartal özellikle Bizans’ı temsil eder, 83’üncü yaşa yeni logoyla girmeye hazırlanıyoruz” dedi.
Kurumun eski başkanı MHP Milletvekili Yusuf Halaçoğlu ise “Değişiklik mahkemeden döner. Ay-yıldızı da Göktürklerden geliyor diye kaldıracaklar mı?” yanıtını verdi.
Türk Tarih Kurumu (TTK) Başkanı Prof. Dr. Mehmet Metin Hülagü’nün, “TTK’nın kartal motifli logosu Türklerden ziyade Bizans’ı yansıtıyor ve bu nedenle değişmesi gerekiyor” açıklamasına, kurumun eski başkanı, MHP Milletvekili Yusuf Halaçoğlu’ndan yanıt geldi. Halaçoğlu, “Değiştirirlerse yanlış yaparlar. Kartal logosu Selçuklu dönemini temsil eder. O zaman, ay yıldızı da Göktürkler’den geliyor diye kaldıracaklar mı?” dedi.
TÜRKLERİ TEMSİL ETMİYOR
Başkan Hülagü, Anadolu Ajansı’na yaptığı açıklamada, 1931’de kurulan TTK’nın 83’üncü yaşına yeni logosuyla girmeye hazırlandığını belirterek, özetle şunları söyledi: “Kartal motifli logo Türkleri tam anlamıyla yansıtmıyordu. Kartal Türklerde yalnızca Selçuklu döneminde kullanıldı. Bunun dışında kartal özellikle Bizans’ı temsil eder. Ayrıca Almanya, ABD gibi pek çok ülkenin de simgesi, ama Türklerin değil. Türkiye’nin çağdaş yüzüne daha yakışacak ve Türkleri daha iyi ifade edecek bir logo arayışına girdik.” MAHKEMEDEN DÖNER
TTK’nin kurulduğu 1931’den beri bütün dosyaların üzerinde bu amblemin kullanıldığını belirten Halaçoğlu, Hülagü’nün açıklamalarına, şu yanıtı verdi: “Atatürk, Türk Tarih Kurumu’nu kurduğunda, ‘Türklerin tarihi sadece Osmanlı ve Selçuklular’dan ibaret değildir. Tarih boyunca ne zaman bir Türk devleti yıkılsa yeni bir Türk devleti kurulmuştur” vurgusu yapmıştır. Bu Türk devletlerinin sembolleri de günümüze kadar hep devam etmiştir. TTK’nın bugünkü logosu Atatürk zamanında konan ve Selçuklular’ı temsil eden çift başlı kartaldır. Eğer logoyu değiştirirlerse yanlış olur, sıkıntı meydana gelir. Değiştirebileceklerini sanmıyorum. Değişiklik yaparlarsa da yanlışlık mahkemeden geri döner. Mesela ay yıldız da Göktürkler’den geliyor. Göktürk paralarının üzerinde olan bir sembol. O zaman onu da mı kaldırmamız lazım?
Şimdi bu haberi okuduktan sonra önce bir Türkolog olarak ciddiye alıp cevap vermemem gerekir diye düşündüm, zira mantıklı tutarlı, doğru hiçbir tarafı yok. Fakat gelin görün ki mesele hiç de öyle değil. Tarih bilincinden ve birikiminden uzak kitleler bu açıklamayı ciddi ve doğru varsayıp kabullenebilirlerdi. Kitleler demeyelim şuna aklı başında kelli felli akademisyenler de pek farklı durumda değil maalesef. Tarihçilerden ciddi bir ses çıkmayınca bu konuda bir cevap hazırlamanın entelektüel bir sorumluluk olduğu kanaati hâsıl oldu.
TTK, AKADEMİ HÜVİYETİNDEN UZAK
Evvela Kartal / Bürküt [doğu ve kuzey lehçelerinde] bütün Türk lehçelerinde bilinen folklor ve etnografyalarında, maddi sanatlarında temayüz etmiş bir motiftir. Sayın Başkan, kendi kurumundan çıkmış büyük tarihçimiz Prof.Dr. Bahattin Ögel’in “Türk Mitolojisi I” isimli eserine bakmış olsaydı ne kadar yanılmış olduğunu görecekti. Keza Sayın Başkan bu konuda görüş açıklayabilecek ilmî bir salahiyete sahip değildir. Türk Mitolojisi ve İkonografisi, Türk sanatı uzmanlarına danışsaydı keşke.
TTK çok uzun zamandır atıl bir vaziyette. Bir akademi hüviyetinden uzak. Dünyada Türkoloji alanında yayınlanmış temel birikimi takip edemiyor. Kütüphanesi güncel değil.Bir bilim politikası yok.Bu açığı kapatacak gayret ve uygulamalardan uzak.Kurumun emrinde çok ciddi bir maddi kaynak var.Lakin kurumun neyi niçin yaptığını temellendirecek bir feylesofisi yok.
2015 Ermeni diasporası için dünya emperyal merkezleri ile güçbirliği içerisinde Türkiye’ye karşı yapacakları “toprak ve sözde soykırımı tanı” baskılarının zirve yapacağı bir yıl olacaktır… Afişlerle ve sempozyumlarla bunun altından kalkılamaz.Bu iş sırf tarih disiplininin tek başına organize edebileceği bir iş değildir.Halkla ilişkiler ve tanıtım, sosyal psikoloji, eğitim , filoloji vb disiplinlerden bir müteşekkil bir heyetle bir eylem planı hayata geçirilmelidir.Türk Ermeni Kültürel alakalarının derinliği ve Türk kültürünün Ermeni kültürüne olan kadim tesiri de bir yönüyle ortaya konularak mesele bütünlüklü bir şekilde ele alınmalıdır. [Türk lehçelerinde bu anlamda çok nitelikli bir külliyat mevcuttur ve bunların önemli bir kısmı tarafımızdan Türkçeye aktarılmış/aktarılmaktadır.Türklük biliminin temel metinleri bir proje ile filoloji bölümlerimizle eşgüdüm içerisinde aciliyetle dilimize kavuşturulmalıdır.Yüksek kuruma bir önceki dönemde yaptığımız böyle bir teklif maalesef garip ve tuhaf bilimsellikten uzak tarafgir bir tutumla reddedilmiştir.Türkiye’deki bilim adamları dünyadaki bu birikimi takip edip yararlanma imkanı yoktur.Türk kültürünün temel meselelerinde tezlerimizi anlatmakta kolaylık sağlayacak pek çok bilgiden bu anlamda istifade edememekteyiz.Kurumun bu anlamda kaynak sıkıntısı yok bilebildiğimiz kadar.Türkiye’de Türklük bilimin içinde bulunduğu feylesofisiz, kuram ve eylem bağlantısı olmayan icraatlar ve çalışmalar ayrı bir inceleme konusudur.]
Kurum bunlarla uğraşmak, çalışmalar, uluslar arası projeler planlamak yerine kafayı kartala takmış vaziyette. Açıklamanın neresini düzeltelim:
“TTK’nın kartal motifli logosu Türklerden ziyade Bizans’ı yansıtıyor ve bu nedenle değişmesi gerekiyor”
Mitolojik sembolizmde Kartal, Sümer, Türkler, Hitit, Roma, Bizans, Rus, Alman, Arnavut pek çok millet tarafından paylaşılır.Bir sembol ait olduğu kültürel bağlamda anlam kazanır.O açıdan bu semboller kendi kültürel gelenekleri içerisinde anlamlıdırlar.Büyük dinler tarihçisi ve mitoloji üstadı Eliade’ye göre:
İmge anlam demet olarak imgedir. Onu anlamlardan tek bir tanesi veya çok sayıdaki atıf düzlemlerinden tek bir tanesi değildir. Bir imgeyi atıf düzlemlerinden tek bir taneye indirgeyerek somut bir terminoloji içinde ifade etmek onu sakatlamaktan daha vahim olup, onu bilgi aracı olarak yok etmektir [Eliade, Mircea. 1992 (Çev. M. Ali Kılıçbay).İmgeler Simgeler, Ankara. Gece yay., s.24].
Yani herkesin kartalı kendine!
YARIM TÜRK MÜ?
Kaldı ki Bizans’tan önce bu sembolü ilk olarak Asyatik Turanî/ Türklerle pek çok kültürel öğeyi paylaşan Sümerler kullanmıştır. Elimiz değmişken Bizans kartalını da “tam Bizans değil” diye kaldıralım mı?
Tam Türk değil [=yarım Türk mü? O zaman neyi kastettiği belli değil]
KARTAL SEMBOLİZMİ
Aşağıda Hunlara ait I. Pazırık Kurganı’ndan çıkartılan bir eğer örtüsü üzerinde kartal ile grifon mücadele sahnesi verilmiştir. Noin Ula Kurganı’nda ise kartal-geyik mücadelesi, yünlü bir kumaş üzerine aplike şeklinde işlenmiştir. [Nejat Diyarbekirli, Hun Sanatı, İstanbul 1992, s.129.]
(Resim-1): Noin Ula kurganından çıkarılan yünlü kumaş üzerinde kartal, geyik mücadele sahnesi.
Bugün ki Moğolistan’da, Orhun Anıtı çevresinde bulunmuş olan Kültigin’e ait taç üzerinde, kanatlarını iki yana açmış görkemli bir kartal figürü bulunmaktadır.[ Zühre İndirka, “Orta Asya’dan Anadolu’ya Türklerde Taç Geleneği”, Türkler, C.IV, Ankara 2002, s.152; Lumir Jısl, “Kül-Tigin Anıtında 1958’de Yapılan Arkeoloji Araştırmalarının Sonuçları”, Belleten, Ankara 1963, s.395.]
(Resim-2): Kültigin’e ait heykel üzerinde kartal figürü.
Bu kartal arması kulaklı ve boynuzlu kartal şeklinde gösterilerek, büyük bir kudreti sembolize etmektedir.[Oktay Aslanapa, “Türkler’de Arma Sanatı”, Türk Kültürü, Ankara 1964, S.40; Ya_ar Çoruhlu, “Kültigin’in Başının Heykelinin İkonografik Bakımdan Tahlili”, Mimar Sinan Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Dergisi,S.1. İstanbul 1991. S.124; Yusuf Çetindağ, “Türk Kültüründe Hayvan Ve Bitki Motiflerinin Seyri”, Türkler,C.IV, Ankara 2002, s.173.] Uygurlara ait Hoton levhalarında, Uygur hükümdarının elindeki kadehin üzerinde (yarı silik olduğu için tam seçilemeyen) kara renkli avcı bir kuş tasvir edilmiştir.[ Emel Esin, “Kuşcu Türk Sanatında Atlı Doğancı İkonografisi”, Orta Asya’dan Osmanlıya Türk Sanatında İkonografik Motifler, İstanbul 2004, s.185.]
M.S. VIII asırda Uygurlara ait Hoço Mabedinin tavan kısmında alçı üzerine boyama eklinde çift başlı kartal figürü görülmüştür.[Gönül Öney, “Anadolu Selçuklu Mimarisinde Avcı Kuşlar, …”, s.159.]
Kartal motifi Göktürklerin bir kolu olan Şato Türklerinde mühim bir yer teşkil eder.Savaşçı bir kavim olan Şatolar, Çinliler tarafından tehlikeli görüldüğü için dağlara yerleştirilmiştir. Şatoların önemli hükümdarlarından olan Li-koyung’un maceracı ve çok iyi nişancı olduğu, hatta ağaç altında yatarken dahi ağacın yapraklarını okla düşürdüğü belirtilmektedir. [Bahaeddin Ögel, Türk Mitolojisi, C.I, Ankara 1993, s.585-586.]
Onun fevkalade nişancı olması kartala benzeyebilir. Çünkü kartal da çok iyi bir nişancıdır. Mitolojide sadece kartal yuvasında doğan kişilerin iyi bir nişancı vasfına sahip olabileceği düşünülmektedir. Yine kartalla alakalı olarak farklı bir efsanede Şamanist unsurlar görülmektedir. Çok önceleri ne hastalık ne ölüm varmış; fakat zamanla ruhlar yeryüzüne çıkıp insanlara kötülük getirmeye başlamışlar. Bunun üzerine Tanrı, insanlara yardım etsin diye gökten bir kartal göndermiş. Kartal yeryüzüne inince insanlarla anlaşıp, birleşmek istemiş, fakat insanlarla kartal birbirlerinin dilini anlamamışlar. Kartal Tanrı’nın yanına dönüp, Tanrıya yeryüzünde olan bitenleri anlatmış. Daha sonra Tanrı kartala yeryüzüne inmesini ve orada karşılaştığı ilk insanla yaşamasını söylemiş. Bunun üzerine kartal kanatlarını açıp yeryüzüne inmiş ve ağacın altında uyuyan bir kadınla karşılaşmış. Daha sonra bu kadınla yaşamaya başlamış ve kadın kartaldan gebe kalmış. Ayı ve günü dolan kadının bir erkek çocuğu olur. Çocuk zamanla büyüyerek yeryüzünün en büyük atası ve Şaman’ı olur.[Bahaeddin Ögel, Türk Mitolojisi, C.I, Ankara 1993, s.597.]
İLK ŞAMAN DÜNYAYA KARTAL TARAFINDAN İNDİRİLDİ
Yakutlara ait mitolojide de kartala ait motiflere rastlanır. Onlara göre ilk şaman Dünyaya kartal tarafından indirilmiştir. İnanışa göre, Şaman olacak çocuğun ruhunu kartal yer.
Şaman bir kayın ağacı veya karaçam bulunan bir ormana doğru uçarak, bu ağaçlardan birine konar. Yumurtlar ve yumurtadan bir erkek çocuk çıkar. Çocuğu vahşi hayvanlardan koruyarak büyütür. Büyüyen bu çocuk ilk kam olur. [Yaşar Kalafat, Doğu Anadolu’da Eski Türk İnançlarının İzleri, Ankara 1995, s.77.] Yakut Türklerinde önemli bir yere sahip olan kartalın, şehirlerin ortalarına dikilen sırık üzerinde, ağaçtan yontulmuş figürü bulunurdu. Sırığın tepesinde bulunan bu kuşa “gök kuğu” adı verilirdi. Bu kuş çift başlı şekilde yapılırdı ve sırık dünyanın direği olarak tasavvur edilirdi. Sırık göğe kadar uzanırdı. Bu gök sırığı sembolik olarak yedi ve sekiz dallı yapılırdı. Sırığın her bir dalı göğün katlarının temsil ederdi. Sırığın tepesinde bulunan kartal, kırmızı renge boyanırdı. Gök kuşunun oturduğu katta, Tanrı, ruhlar ve Tanrı’nın çocukları dolaşırdı. Çoğu zaman bu ruhlar kuş şeklinde uçarak yeryüzüne iner yeni bir çocuk doğacağı zaman, çocuğun ağzına ruh üflerdi. Öyle anlaşılıyor ki, bu çift başlı kartal, kuş şeklindeki ruhların koruyucusu idi. Mitolojide yer alan “Gök Direği” şeklinde tasavvur edilen sütun “Hayat Ağacı”nı temsil etmektedir.[Bahaeddin Ögel, Türk Mitolojisi, C.I, Ankara 1993, s.598]
(Resim-3): Yakutlara ait hayat ağacı tasavvuru.
Yakutlarda kuş gibi tasavvur edilen ruhlar daha ziyade kartal şeklindedir. İlkbahar ve güz mevsimlerinin meydana gelmesi kartalın temsil ettiği ruhun iradesine bağlıdır. Kartal bir
defa kanadını sallarsa buzlar erimeye başlar, ikinci defa sallarsa ilkbahar meydana gelmektedir. Kartal yakut geleneğinde güneşin ve Gök Tanrı’nın sembolü sayılmıştır. [Abdülkadir İnan, Tarihte ve Bugün Şamanizm, Ankara, 1972, 2.baskı, s.46.]
Onlara göre en korkunç ant kartal adıyla içilen yemindir. Kartal adıyla yok yere yemin edenlerinin ocağının söneceğine veya neslinin kesileceğine inanılmıştır. Yakutlardan biri evinin yanında kartal görse, ona et ziyafeti vermek zorundadır. Herhangi bir kişi yanlışlıkla kartal öldürse, şamanı çağırır ve tören yapılarak kartal bu ayinle kaldırılır. Kısır kadınlar kartala başvurarak ondan çocuk isterlerdi. Bundan sonra dünyaya gelen çocuğa kartaldan türemiş denirdi. [Abdülkadir İnan, a.g.e, s.119][Abdülkadir İnan, a.g.e, s.119] [Hitit, Bizans ve Roma ile hiçbir tarihsel etkileşim ve teması olmayan Yakutlardaki Kartal sembolizmini nasıl açıklarlar?/ Bana göre Turanî halkların kadim mitolojisinde arketipsel bir motif olarak kartal motifi Sümerler ve Türkler tarafından paylaşılmıştır. Aynı sembol Etrüsklerde de mevcuttur. Roma’ya bu yoldan geçmiş olması muhtemeldir.]
Şamanist kurban ritüelinde, kartal mühim bir unsurdur. Bu törenlerde şaman davuluna vurarak, manzum dualar okur ve bildiği bütün ruhları çağırır. Kartal çağrılan bu ruhlar arasındadır. Çünkü kartal Tanrı kuşudur. Şaman bu törenlerde yanında kartal tüyü ve kartal pençeleri bulundurur. [Sadettin Buluç, “Şaman”, MEB, İslâm Ansiklopedisi, C.X, İstanbul 1970, s.315.]
Ayrıca şaman davullarında gezegenleri sembolize eden rozetler görülür ve bu rozetler kuş şeklindedir. Ayinlerde şamanın giydiği elbise kuşu sembolize ederek, şaman bu kuşun yardımı ile gökyüzüne veya yeraltına seyahat eder. Mezar taşlarında görülen kuşlar ölünün gökyüzü seyahatinde ona rehberlik eder. Şamanlara göre her insanın koruyucu bir ruhu vardır. Kartal da koruyucu ruhlar arasında görülmüştür. Bundan dolayı silahlarda görülen kartal figürü koruyucu ruh anlamına gelmektedir. Tuğlarda kullanılan kartal figürleri kudret ve asalet sembolü sayılmıştır. [ Gönül Öney, “Anadolu Selçuklu Mimarisinde Avcı Kuşlar, ….”, s.167-168.] Göğün rakipsiz hâkimi olan kartal sonsuzluğun sembolü sayılmıştır. Kartal sadece uçan kuşlar için değil, yeryüzündeki diğer hayvanlara da korku vermektedir.[Bahaeddin Ögel, “Türklerde Kartal ve Kartal Arması”, Türk Kültürü, Ankara 1972, s.592] Kartal avcı kuş olması itibariyle doğancı olarak kullanılırdı. Erkek kuşlar avcı olarak yetiştirilirdi. Avcı kuşların ak renkte olması, soğuk iklime ve yedikleri hayvanın renginin açık olmasına bağlanmaktaydı.[Emel Esin, “Kuşcu Türk Sanatında Atlı Doğancı İkonografisi”, s.170-171.] Genellikle avcı yetiştirilen kuşlar hediye olarak komşu ülkelere gönderilirdi.[Bahaeddin Ögel, a.g.m., s.209.]
Kartal figürlerin bazen ikili mücadele sahnesi şeklinde verildiği görülmektedir. Bu mücadele sahnelerini oluşturan hayvanlardan biri kartal, diğerleri ise geyik, boğadır. Göksel karakter arz eden yani güneşi simgeleyen kartal, zaferi içinde barındırır. Yersel karakterli hayvanlar (geyik-boğa) ve edilgenliği temsil eder. Yüceltilen göksel hüviyetli bu hayvanlar kabile arasında birer töz veya ongun kabul edilmiştir.[ Ahmet Çaycı, Anadolu Selçuklu Sanatında Gezegen ve Burç Tasvirleri, Ankara 2002, s.99] Çift başlı kartalların mitolojide ve sanat eserlerinde kullanılmasının iki nedeni bulunmaktadır:
1. Gücünün, kuvvetinin ve fevkaladeliğinin artması için çift başlı şeklinde kullanılmıştır.
2. Simetrik mevcudiyetten dolayı.[Bahaeddin Ögel, “Türklerde Kartal ve Kartal Arması”, s.217-218]
Ayrıca çift başlı kartalların sivri kulaklı çizilmesi şaman kültüründen kaynaklanmaktadır. Figürlerdeki kulaklar puhu(Kısa bacaklı, tıknaz vücutlu bir baykuş türü kuş) kulağı olduğunu ortaya koymaktadır. Çünkü Altay Şamanizmin’de en önemli varlığın, yaratıcı Tanrı ile insanlar arasında ilahi aracı olan ve onları kötü ruhlara karşı koruyan puhudur. şamanın, hastalık yapan kötü ruhları kovalaması, yani hasta çocukların iyileşmesi için puhu beslediği bilinmektedir. Puhu kartaldan farklı olarak, kısa bacaklı, tıknaz vücutlu olmasıdır. Şamanizm’de kutsal kuşun kartal-puhu karışımlı olmasının diğer anlamı ise şu şekildedir: Bilindiği üzere bin metre yükseklikten tarladaki fareyi görecek kadar dünyadaki mahlûklar arasında en keskin göze sahiptir. Ancak bu hâkimiyet yalnız gündüze inhisar etmekte ve geceleri gökyüzünün hükümranlığı kartalın tam bir benzeri olan ve ayrıca yüzlerde metre uzaklıktan kıpırdayan bir farenin sesini dahi duyabilen puhuya geçmektedir. Şamanizm bu iki kuşu birleştirerek gece ile gündüze hâkim olan kutsal bir figür ortaya koymuştur.[Sargon Erdem, “Çift Başlı Kartal ve Anka Üzerine”, Sanat Tarihi Araştırmaları Dergisi, S.8, İstanbul 1994,]
Türk geleneğinde kartalın astronomik(Hem büyüklüğü hem de göksel bir varlık oluşu ifade eder) boyutu vardır. Hun mezarlarında bulunmuş çok önemli üç kartal resmi astronomik semboller ifade etmektedir. Bu kartal kabartmalarının altındaki ay ve yıldızlar göğü temsil ederken, ters konmuş yıldızlar gece ve gündüzü temsil etmektedir.
(Resim-4): Astronomik anlam ifade eden kartal figürü.
KARTAL İYİLİĞİN HABERCİSİ OLARAK GÖRÜLÜYORDU
Eski Türklere göre gece ile gündüz göğün üzerinde durmadan döner ve gece kapladıktan sonra karanlık oluşmaktadır. Hun mezarlarında bulunmuş bu kabartmada dünya üzerinde dönen, siyah ve beyaz renkli kartal görülmektedir.[Bahaeddin Ögel, a.g.m., s.118] Kartal, Moğol geleneğinde, Türk etkisiyle gelişmiştir. Bu yırtıcı kuşlar, Moğollarda da av için kullanılıyordu. Samimiyet, cesaret ve yiğitliğin sembolü olarak görülüyordu. Yine Türk geleneğinde, yırtıcı bir kuşun güvercin yakalayıp yemesi, hükümdarın ölmesine işaret etmekteydi. Türklere ait fal kitabı Irk Bitig’de(uygurca yazılmış bir fal kitabı) kartal ve kartal cinsi kuşların iyiliğin habercisi olarak görüldüğü işaret edilmiştir. Kartal gücü, kuvveti temsil etmekle birlikte ariflik ve bilgelik anlamlarını da taşımaktadır.
Sonuç olarak; Kartal motifinin bütün zaman ve coğrafyalarda Türklerin ortaklaşa paylaşılan ve kullanılan bir sembol olduğunu kaynakların tanıklığıyla söyleyebiliriz. Politik, keyfi kararlarla birtakım uygulamalarla tarihi ve kültürü yok sayabilirsiniz. Bunun tarihte pek çok örneği vardır. Lakin kültür idari ve politik kararları aşan bin yıllar içerisinden gelen bir gelenektir. Karar alıcıların ismi unutulur veya muzip ve mizahî bir gülümseme ile hatırlanır.Kültür bütün görkemiyle geleceğe akar.
Kurumlar gelenekleri, kurumsal süreklilikleri ve teamülleri ile saygıdeğer olurlar. Bu tavır TTK’nu ve sayın yöneticilerini prestijini zedelemekten dünya kamuoyu önünde komik durumu düşürmekten başka bir işe yaramaz.
Yöneticisi bulunduğum Türklük bilgisi haber yorum grubunda beş yüzü aşkın akademisyenin [yerli yabancı] ortak görüşü “kurumun gelenekleri ve sembolleri ile boş yere uğraşılmaması” noktasındadır.
Şimdi bütün bu izahattan sonra TTK “Kartal tam Türk değil” gibi bir şeyi savunamaz.
Öyleyse amaç neydi? Ihlamur içerken yarenlik ederken yapılan bir “zihni sinir projesi” olmadığı malum. Öyleyse ne?
Neredeyse unutuyordum Mustafa Aksoy hoca hatırlatmıştı, Emniyet Genel Müdürlüğü’nde de arma olarak bu “tam Türk olmayan arma kullanılıyor” [TTK Başkanına göre] onun hakkında kurum ne düşünüyor?
Bir sözüm de haberi hazırlayan muhabire: “Bu tür ilmî uzmanlık gerektiren konularda karşı görüşü hazırlarken, sansasyonel açıklamalar yapacak siyasilere değil “gerçekten konuyla ilgili” uzmanlığı olan birden fazla uzmana danışılması Batı’da ciddi medya mecralarında takip edilen bir yöntemdir, öneririm”.
[Bu yazı Sümeyya ÇELİK “İslam Öncesi Türk Sanatında Bazı Hayvansal ve Bitkisel Kültür Öğeleri”, (Basılmamış Yüksek Lisans Tezi), Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Türk İslam Sanatları Anabilim Dalı, Konya, s. 18-22 isimli çalışmadan yararlanılarak hazırlanmıştır.]