HUN’LARDAN ÖNCEKİ TÜRK DEVLETİ


572994_711927367_668806635_nİsmail Kalay
ÇU DEVLETİ VE ÇULAR
HUN Kültürü Öncesi Türk Bileşimleri
ANAV KÜLTÜRÜ, Öntürklerin oluşturdukları Orta Asya kültür bölgesi. MÖ. 4500 ile MÖ. 1000 yılları arasına tarihlenir. Türkmenistan’ın başkenti Aşkabat yakınlarındaki Anav bölgesinde yapılan kazılar sonucu ortaya çıkmıştır. Kazılar sonucunda bu kültür çevresindeki insanların, yerleşik oldukları, tuğladan yapılma evlerde oturdukları, dokumacılık, toprak ve bakır işlemeciliği, koyun, keçi, sığır ve deve besledikleri ve yanında Tarımda yaptıkları ortaya çıkmıştır.
AFANESEVO KÜLTÜRÜ; Orta Asya’daki en eski Türk kültür çevrelerinden biridir MÖ. 3000 ile MÖ. 1700 arasına tarihlenir. Altay ve Sayan dağlarının kuzeybatısındaki bozkırlarda gelişmiştir. Avcılık, hayvancılık, taştan ve bakırdan eşyalar yaptıkları kazılar sonucu ortaya çıkmıştır.
Kurot ve Kuyum kurganlarından çıkan buluntular, bu kültür çevresinde yaşayan insanların at, sığır ve deveyi evcilleştirmiş oldukları, bakırcılığı bildikleri, avcı ve savaşçı bir topluluk oldukları anlaşılmaktadır.Türkologlar, Altay’larda gelişen bu kültürün Orhun nehirleri bölgesini de etkisi altına alarak Orta Asya medeniyetinin temelini oluşturduğu fikrini benimsemektedir.
KELTEMİNAR KÜLTÜRÜ; M.Ö. 3000 yıllarında Aral gölüne dökülen Amuderya deltası civarında balıkçılık ve avcılıkla uğraşan bir Orta Asya kültürü. Bu çevrede insanlar yerleşik bir hayat tarzı benimsemişlerdir.
ANDRONOVO KÜLTÜRÜ; Altay-Tanrı dağları, Güney Sibirya ve Hazar’ın doğusuna kadar uzanan bölgede gelişen Orta Asya Türk kültür çevresi. MÖ. 1700 ile MÖ. 1200 arasına tarihlenir. Afanasyevo Kültürü’ne benzeyen ve daha ileri bir seviyeye ulaşan kültürde bakır araçların yanı sıra tunç ve altından araçlara da rastlanmıştır. Eşyalarını hayvan figürleri ile süsleyen bu kültür atı evcilleştirmiştir.
Karasuk Kültürü, MÖ 1200- MÖ 700 yılları arasına tarihlenen Orta Asya Türk kültür çevresi. Bu kültür adını Yenisey ırmağının kollarından biri olan Karasuk nehrinden almıştır. Orta Asya uygarlığında demir ilk defa bu bölgede işlenmiştir. Keçeden dokunan çadırlarla örtülü dört tekerlekli arabaların kullanıldığı yapılan kazılar sonucunda tespit edilmiştir.
Ölü gömme adetleri ve seramik süslemeleriyle Andronovo kültürüyle benzerlik gösteren Karasuk kültürü çevresinde yaşayan insanlar, at, deve, sığır ve koyun beslemekte, dokumacılığı bilmekte idiler.
Bu devreye ait kurganlardaki buluntular arasında yüzük, bilezik, küpe gibi süs eşyalarına rastlanmaktadır. Kabzaları hayvan figürüyle süslenmiş hançerler, Orta Asya’daki İskit geleneğinin belirtisidir. Atlı-göçebe kültürünün Orta Asya’ya tamamen yayılarak İskit ve Hun kültürünün temelini oluşturmuştur.
Çu Devleti; Çu halkı MÖ 1050 ile 249 tarihleri arasında varlığını sürdürmüş Ön Türkler (Prototürkler) toplulukların biri. Çin kaynaklarında Çular, Tik’ler’in bir bölümü olarak gösterilirler. Çular Çin’e Türkistan’dan gelmişler, M.Ö. 1116 – 247 yılları arasında Çin’i yönetmişlerdir. Bunlar Çin’e yeni bir yönetim sistemi ve yeni inançlar getirmişlerdir. (Tik, Türk sözcüğünün adının Çin dilindeki eski yazılış biçimi) M.Ö. 1200 yıllarından M.Ö 247 yıllarına değin egemenlik süren Çu Devleti tarihte adı bilinen ilk Türk Devletidir. Çu Devleti’nin adı Türkoloji kitaplarında Chou, Tcheou, Cov olarak da geçer.
Çu Devleti bir boylar birliği idi. Çu hanedanının yönetimi altındaki bu devlet, Kuzey Çin’de (Ordos bozkırı ile onun güneyinde uzanan Şen-si ve Kansu bölgeleri) bulunmaktaydı. Çu Devleti, Kuzey Çin’de yaklaşık olarak 800 yıl egemenlik sürmüştür. Çu Hanedanı, uzun süre bir Çin sülâlesi sanıldı. Bu yüzden eski tarih ve Türkoloji kitaplarında, Çu Devleti’nin bir Çin devleti olduğu belirtilir. Fakat yapılan araştırmalar, Çu Sülâlesi’nin bir Çin sülâlesi olmadığını ortaya koymuştur. Çular’ın Türk ırkından bir kavim oldukları çeşitli Türkolog ve tarih bilginlerinin araştırmaları ile birçok kanıtla desteklenerek ortaya konmuştur.
İLK TÜRKLER
Su kavmi diye anılan bu ilk Türklere komşuları Çinliler Su ve Se, İranlılar Sak veya Saka, Yunanlılar Skit/Skolot/Oskolot (İskit) adını vermişlerdir.
Milattan 4 bin yıl önce Anadolu’nun Doğu ve Güneydoğu bölgeleri dahil, Mezopotamya diye anılan bugünkü Suriye ve Irak topraklarını da içine alıp geniş bir sahada üstünlüğünü hissettirerek ayrı ayrı bölgelerde krallıklar tesis eden Subar/Suvar Türkleri’nin yaşayan torunları olarak kabul edilen Subar Türkleri, meskun bulundukları coğrafyada, adlarını aynen veya bunların değişik, yahut ekler almış şekillerini muhafaza etmektedirler.
TARİHÇE
Diyarbakır ve Harput mıntıkasında kurulan ‘Sup Krallığı’nı Subar Türkleri kurmuştu. Sup’ adı, bazı kaynaklarda ‘Sukh’ şeklinde geçer. Zazalar, günümüzde dahi Diyarbakır iline Suk derler. Zazalar’la meskun bulunan Diyarbakır’ın Eğil bucağındaki eski Sup krallarına ait mezarlar mevcuttur.
Urartular, Harput mıntıkasına Supani adını veriyorlardı. Diyarbakır’da Sıpani adında bir köy mevcuttur. Palu’da, Sebiterias adını taşıyordu. Bu isim ‘Subari’ nin bozulmuş bir şeklidir. Urmiye Gölü kuzeyinde akan Sibir çayı da bunların adını taşır. Orta Asya’daki Sibirya adı, yine bunlardan kalmadır. Sipki, Sibki, Sipkani, Sibari (Zibari) gibi aşiret isimlerinin kaynağı da yine bunlardır.
SUBARLAR – SU URUĞU
Subar’ların diğer adı Suvar’dır. Ağrı, Elazığ, Erzurum ve Bitlis’te Suvar adlarını taşıyan köyler vardır. Palu, Hınıs ve Bingöl’de, Suvarlar anlamına gelen, Suvaran isimli köyler mevcuttur. Adıyaman’ın Besni ilçesinde ve Malatya’da Suvarlı adında birer köy bulunmaktadır. Malatya’nın Pütürge ilçesinde, Siver bir köydür. Zazalığın güney hududunda önemli bir yer tutan Siverek adı da anılmaya değer. “S” ve “Z” değişimi ile Tunceli’nin Pertek ilçesinde Ziverek adlı köyler de dikkat çekicidir. Ayrıca ; Şuvan (Suvan/Sivan), Çuvan, Şiveli (Siveli), Sivelan gibi aşiret isimlerinin sonlarındaki ‘-an’ çoğul ekini kaldırdığımızda, arta kalan; Şuv, Çuv, Siv gibi sözlerin, eski Türkçe’de Su anlamına geldiği görülür. Şu halde, bu aşiret isimleri de eski kökün birer mirasıdırlar. Bingöl’ün Genç (“Dareyhini”) ilçesinin hemen hemen tamamını kaplayan geniş bir mıntıkada 33 köy (muhtarlık) ve 86 tane de mezra vardır ki, bütün bunları bünyesinde toplayan bu bölge Sivan adıyla anılmaktadır. Sivan, ‘Su’lar’ yani Su uruğundan olanlar demektir.