TİMUR ZÂLİM DEĞİL, ÂDİL BİR HÜKÜMDARDIR


145Prof.Dr.Ahmet Şimşirgil
Şüphesiz hiçbir hükümdar, kurduğu devletin kısa ömürlü olmasını istemez.
Nitekim birçok hükümdar gibi Timur’u da yaşlılığında en çok meşgul eden konulardan biri ölümünden sonar devletinin istikbâli olmuştur. Bu sebeple, daha sağlığında devletin bekası için bazı tedbirler almıştır. İdarede tatbik ettiği hususları ve düstûrlarını bir araya getirmiş ve çocuklarına da bunların önemini şu sözlerle ifade etmiştir: “Biliniz ki, içinizden çoğunuz, Allah’ın inayetiyle benden sonra tahta çıkacaktır. Bunun içindir ki, sizlere armağan olmak üzere, kendi düstûrlarımı bir araya topluyorum. Bunlar on iki tanedir. Ehemmiyetlerinin en beliğ şahidi, onlardan benim ettiğim istifadedir. O düsturlar sayesinde ben cihangir bir devlet te’sis, kişverler feth, fütuhatımı muhafaza eyledim ve tahtımda herkesin minnettarı oldum.” Nedir bu 12 düstûr.. Şimdi, dünyanın en büyük imparatorluklarından birinin anayasası gibi kabul edilecek 12 maddeyi, sırasıyla Timur Han’ın kendi ifadesiyle veriyoruz. Bir: “Allahü teâlâ’nın dînini ve Hazreti Muhammed’in şeriatını dünyaya yaymayı esas edindim. Her zaman her yerde İslâmiyeti tuttum.
İki: Etrafımda olan adamları on ikiye ayırdım. Gerek ülkeler fethi, gerekse fethettiğim yerleri idare hususunda bazıları bana kolları, bazıları da meşveretleriyle yardım ettiler. Onlar sarayımın süsü idiler.
Üç: Düşman ordularını mağlup ve eyaletler fethetmekte âlimlerle istişare, ihtiyat, uyanıklık ve faaliyet bana çok yardım etti. Hükümet idaresinde yumuşaklık, insaniyet ve sabır ile hareket ettim. Hiç meşgul olmuyor gibi görünerek, herşeyi basiretim altında bulundurdum.
Dört: İntizam ve kanunlara riayet benim kuvve-i hükümetimi o derece güçlü eyledi ki vezirler, emirler, askerler ve halk üst tarafındaki sınıfa can atar arzukeş değil idi. Her biri bulunduğu sınıftan memnun idi.
Beş: Zabit ve askerlerimi cesaretlendirmek için altın ve cevahir sarfından çekinmedim. Onları soframa oturttum. Onlar da kavgalarda benim için canlarını verdiler. Hayatî ihtiyaçlarını kolaylaştırıp, giderlerine iştirak ile bana bağlılıklarını te’min ettim. Böyle kıymetli bazuların ve cengaverlerimin yardımı ile yirmi yedi imparatorluğun hükümranı oldum. İran, Turan, Rum, Mağrıb, Suriye, Mısır, Irak-I Arab, Irak-ı Acem, Mazenderan, Geylan, Şirvan, Azerbaycan, Fars, Horasan, Cidde, Büyük Tataristan, Harezm, Hotin Kabulistan, Bahter-ı zemin, Hindistan… Bütün bu kıtalar bana tabi’ idi ve ben onlara kanunlar yaptım. Hanlık hil’atını giyince, istirahate elveda ettim. Zaten on iki yaşından beri diyar diyar dolaşıp mihnet ve zorlukla çarpışır, projeler yapar, düşman alaylarını dağıtır, askerlerle zabitler arasında meydana gelen itaatsizlik ve isyanları görmeye ve onların katı sözlerini işitmeye alışır ve fakat sabırla, ehemmiyet vermiyor gibi görünerek onları teskine muvaffak olurdum. Ceng meydanlarında düşman safları içine atıldım, işte böylelikledir ki ben ülkelere hakan oldum ve şöhretim uzak illerde çalkalandı.
Altı: Adalet ve bitaraflık ile ibâdullahın hayırhahı oldum ve hüsn-i teveccühünü kazandım. Hüsn-i muamelem suçsuzlara olduğu kadar kabahatlilere de şamil idi. Cömertliğimle, insanların kalbinde iyi bir yer kazandım. Hükümlerimde esas, adi ve insaf idi. Bu siyaset sayesinde askerlerimi ve tebaamı korku ve ümit arasında tuttum. Cengâverlerim, kavga meydanlarında beni yanlarında görürlerdi. Mazlumu zalimin elinden kurtardım. Şahıs veya mal ve mülke yapılan zararı tamamen meydana çıkarınca, kanunu tatbik ettim ve suçsuzları aslab kabahatli çıkarmadım. Projelerime mani olmak için bana karşı kılıç çeken her adam, aman dileyince, tarafımdan hüsn-i muameleye mazhar oldu. Ona kadrine göre riayet ettim, yaptıklarının üstüne perde-i nisyan çektim. Eğer henüz onun kalbi yaralı ise, bu yarayı iyi etmeye uğraştım.
Yedi: Seyyidlere, âlimlere, fâkihlere, feylosoflara, tarihçilere mümtaz muamele ettim. İyi ve cesur adamlar – çünkü Allah böyleleri sever- benim dostlarım idi. Alimlerle sıkı münasebette bulundum ve asil kalbli insanların sevgisini, muhabbetini çekmeye çalıştım. Bunlarla istişare ettim ve onların hayır duaları bana zaferler temin etti. Derviş ve fakirleri himaye ettim. Bunlara zerre kadar fenalık etmemeye uğraştım ve hiçbir taleblerini reddetmedim. Başkası aleyhinde konuşanları sarayımdan kovdum. Bunların sözlerine ve iftiralarına hiç ehemmiyet vermedim.
Sekiz: Her teşebbüsümü başa çıkarmakta sebatkâr idim. Bir projeyi bir kere kabul ettim mi, artık bütün zihnim ona münhasır olurdu. Onu muvaffakiyetle başarmadıkça, asla terketmedim. Hiçbir vakit halim, sözümü tekzip etmedi ve asla şiddetle hareket etmedim. Allah bana –yapacağım şiddetli muameleye göre- azap ile muamele eder korkusuyla kimseye hiddet ve gazap ile muamele etmedim. Adem babamızdan Hazreti Muhammed Hatemü’l-Enbiya ve ondan benim zamanıma kadar gelip geçen hükümdarların ne gibi kanunları olduğunu âlimlerden sordum. Bu hükümdarların hal ve hareketleri, ilimleri, nutukları çok zaman evvel benim kalbime nüfuz etmiş idi. Onların güzel vasıfları ve hayatlarının en beğenilen kısımları ile vasıflanmaya öteden beri özenildim. Çöküşlerinin sebeplerini mütalaa ve tetkik ettim, onların düştükleri hatalardan çekinmeye uğraştım. Vergilerin tahsilinde nisbetsizlik, su-i istimal, rüşvet ve halkı tazyikten sakınmaya itina ettim. Bunların kıtlık ve her türlü musibeti doğuracak ve ırk ve cemiyyeti silip süpürecek fenalıklar olduğunu bilirdim.
Dokuz: Halkın haline vakıf idim. Büyüklere kardaşım, küçüklere çocuklarım gibi muamele ettim. Her eyalet ve her şehrin ahalisinin i’tiyat ve seciyesine göre âdetler edinmeyi bildim. Yeni tebaamın ve bunların eşrafının sevgilerini kazandım. İdari işlerine, onların âdetlerine alışmış ve i’timatlarını kazanmış kimseleri nasb ettim. Her eyalet ahalisinin âdetlerini öğrendim. İmparatorluğumun her kıtasında, o kıt’adaki asker ve ahalinin beni alâkadar eden ahvalini bana bildirmek üzere namus ve doğrulukları ile tanınmış adamlar bulundurdum. Bu adamların muamele ve münasebetlerinde en küçük hatasını görünce şiddetle cezalandırdım. İdare adamları, askerler veya halk tarafından bir zulüm yapılırsa, zalimi adalete verdim.
On: Bir kabile veya bir Arap veya Acem göçebesi bayrağım altına girmeyi dileyince, beylerini şerefle, digger adamlarını mevkilerine göre itibar ile kabul eltim. İyilere iyilikle muamele ve kötülere fenalıklarını iade eyledim. Benimle dost olan herkes, bu sevgi
bağından hiç pişmanlık duymadı. Her dostluğu iyilikle karşıladım. Bana kim hizmet ve yardım etmiş ise mükâfatsız kalmadı. Düşmanım olan adam daha sonra haksızlığını anlayarak benden himaye ve lütuf dilemiş ise, onu dostlukla karşıladım. Şir Behram ile böyle oldu. Bu bey, benimle arkadaşlık ettikten sonra, tam iş zamanında beni terk etti. Ganimet sevdasına düşerek bana kılıç çekti. Sonra tuz ve ekmeğimi yediğini düşünerek bana geldi, bağışlamamı yalvardı. Bu şanlı bir soyun felâket çemberinden geçmiş (tecrübeli), kabadayı cenk adamlarından idi. Hatalarına göz yumdum, yiğitliğine bağışladım. Dostluğumu göstermek için eski rütbesine eş bir rütbe verdim.
Onbir: Oğul, torun, dost, müttefik benimle bağlantısı olan herkes iyiliğimden nasibini aldı. İkbal ve saadetimin parlaklığı ve yüksekliği, hiç kimseyi unutmaya sebep olmadı. Tarafımdan her zaman, herkes, müstehak olduğu mükâfat ve hürmete mazhar oldu. Acıma ve şefkati de elden bırakmadım. Oğullarımda, torunlarımda kan rabıtasına hürmet ettim. Onların hayat ve hürriyetine su-i kast etmedim. Herkese -evvelce inceleyip vakıf olduğum- seciyesine göre muamele ettim. İkbal yıldızımın sönüklüğü zamanlarında edindiğim tecrübeler, dostlara ve düşmanlara karşı nasıl muamele etmek lâzım geldiğini bana öğretti.
Oniki: Gerek leh, gerek aleyhimde hareket etsinler, her zaman askerlere hürmet ettim. Sürekli bir saadeti, çabucak zail oluveren şeye feda eden adamlara şükr etmek borçtur. Onlar kavgaya koşuyor ve hayatlarını feda ediyorlar. Düşmanım olan ve beylerine pek sağlam bağlı bulunan cenk erlerine, kalben dostluk besledim. Benim bayrağım altına geçerlerse, onların bahadırlıklarını ve sadakatlerini –en samimi adamlar arasına almakla- mükâfatlandırdım. Fakat iş zamanında en kudsî kanunu ayak altına alarak kumandanını terk ile bana gelen düşman askeri, nazarımda insanların en kötüsüdür. Toktamış Han ile olan kavgada, emirleri bana tekliflerde bulundular. Benim düşmanım olan Toktamış Han’a karşı emirler alçaklık irtikab etmek istiyorlardı. Nefret ettim. Kendi kendime, “Şimdiki hanlarına olduğu gibi bilahare bana da hainlik ederler” dedim. Ve cevap olarak onlara, “siz alçak ve mel’unsunuz” dedim.