Atlantis Ve Osiris


atlantis-ve-osiris-9929Mu uygarlığı gibi, insanlık tarihi üzerinde etkili olmuş bir diğer batık kıta uygarlığı da, Atlantis uygarlığıdır.
Atlantik okyanusun üzerinde olduğu iddia edilen ve varlığı, James Churchward’dan binlerce yıl önce Mısırlı rahipler tarafından, Yunanlı filozof Eflatun aracılığıyla insanlığa duyurulan Atlantis, kuşkusuz uygarlığın ilk beşiği değildi. Atlantis, Mu uygarlığının bir kolonisiydi ve zaman içinde bağımsızlığını kazanarak, bir imparatorluğa dönüştü.
Peki, Mısırlı rahipler, durup dururken Eflatun’a bu sırrı niye verdi?
Çünkü Eflatun da Mısır’da inisiye edilmişti ve kardeşleriydi (1).
Churchward Atlantis’in, Amerika ile Afrika arasında yer aldığını söylüyor.
Diğer bazı araştırmacılar, bu batık kıtayı başka yerlerde arıyorlarsa da, kıtanın battığı okyanusun aynı adı taşıması, Atlantis’in Atlantik okyanusu üzerinde olduğu savlarını güçlendiriyor.
Eflatun Atlantis’i, Solon ve Kritias’ın ağızından anlatmıştır.
Bu iki filozof arasındaki konuşmaya göre, Firavun Amosis döneminde (M.Ö. 570-525) Sais şehrini ziyaret eden Solon burada bir üstad rahip tarafından Atlantis hakkında bilgilendirilmiştir.
Bu rahip Solon’a, eskiden Cebelitarık boğazı ötesinde çok büyük bir kıta olduğunu, Mısır’dan hareket eden bir kişinin denize ulaştığında, adadan adaya geçerek okyanusu aştığını ve karşı kıyıdaki bir diğer kıtaya ulaşabildiğini söylemiştir.
Rahibin ifadesine göre bu kıta 9 bin yıl önce, (günümüzden 12 bin yıl önce) büyük bir tufan ve deprem neticesinde sulara gömülmüş ve kolonisi olan Mısır ile ilişkisi kesildiği için Mısır uygarlığı gerilemiştir (2).
Mısır’da 10 yıl kadar kalan Solon’un, yönetici rahiplerle yakın temasına rağmen onların kardeşlik örgütüne inisiye edilip edilmediği hakkında bilgi yoktur.
Öte yandan, bir diğer Yunanlı, tarihçi Heredot da Mısır’ı ziyareti sırasında yine rahiplerle konuşmuş ve bu rahipler kendisine örgütlerinin 11 bin yıldan bu yana varlığını sürdürdüğünü söylemişlerdir.
İngiliz araştırmacı Churchward, Naacal tabletlerinde Atlantis’e önemli bir yer verildiğini ve önceleri Mu’nun kolonisi olarak uygarlaşan Atlant’lıların zaman içinde bağımsızlıklarını kazanarak kendi imparatorluklarını kurduklarını belirtiyor.
Tabletler, Mu kolonisi Atlantis’de Mu Kozmik Dinini öğreten okulların bulunduğunu ancak bağımsızlık sonrası ana dinden uzaklaşıldığını ifade ediyor.
Naacal tabletlerine göre Atlantlı rahipler, kendi güçlerini artırmak için ana dini yozlaştırmayı çıkarlarına uygun bulmuşlardır.
Atlantis’de dini yozlaştırma, Osiris’in ortaya çıkışına kadar sürdü.
Naacal tabletlerinden ikisi, günümüzden 22 bin yıl önce Atlantis’de doğan bu büyük insana ayrılmıştır (3).
Tabletlere göre Osiris genç yaşında, doğduğu yeri terk ederek Mu’ya gitti ve burada “Bilgelik Okulları”ndan birisine girdi.
Mu kıtasında Naacaller arasında “üstad rahip ve kutsal kardeş” unvanını alana kadar kalan Osiris, dini bir reform başlatma göreviyle ülkesine geri döndü.
Yozlaşmış Atlantis dinine ve rahipler sınıfına karşı savaş açan Osiris, güçlü kişiliği ile halkı da yanına aldı ve yozlaşmış rahipleri, itibarını yitiren mabetlerden temizledi.
Ölene kadar ülkesinin ruhani lideri olan Osiris, kendisine teklif edilen imparatorluk unvanım reddetti.
Öldükten sonra takipçileri ve rahip kardeşleri onun anısına, yaydığı dine “Osiris Dini” adını verdiler.
Osiris adı, Mısır tanrıları arasında geçmektedir.
Bu adın Mısır’a Hermes (Toth) tarafından getirildiği ancak zaman içerisinde bu saf dinin yozlaşması ile Osiris’in de ilkel tanrılardan birisi haline dönüştüğü sanılmaktadır.
Mısır tanrıları panteonunda adı daima Osiris ile birlikte geçen İsis, aynı tanrının dişil ifadesi, her ikisinin oğulları olan Horus da kutsal kelamın ifadesidir.
Hermes de, Osiris ve İsis gibi, bir süre geçtikten sonra tanrılaştırılmıştır.
MAYALAR
Mu uygarlığının Atlantis dışındaki en önemli kolonileri Maya ve Uygur kolonileridir (4).
Bunlardan, Amerika kıtasındaki Maya kolonisi, Mu ve Atlantis’in varlıkları hakkındaki pekçok bulgunun kaynağını teşkil etmesi açısından önemlidir.
Mu’nun ilk kolonilerinden birisi olduğu sanılan Mayalar’ın ve onların devamı niteliğinde olan Aztek ve İnka’ların imparatorlarına “Güneşin Oğlu” demeleri, tapınmalarının birer güneş kültü olması tesadüf değildir.
Ayrıca, Mısır ve Maya piramitlerinin benzerliği, her iki ülkede bunların törenler için kullanılması ve yeniden doğuş inancının yozlaşmış bir biçimi olan mumyalama işleminin aynılığı, bu iki uygarlığın aynı kökten geldiklerinin ispatıdır.
Yucatan’da bulunan ve bir adı da “kutsal sırlar mabedi” olan Uxmal mabedi, burasının, tıpkı Mısır’daki benzerleri gibi inisiasyon törenleri için kullanıldığını göstermektedir.
Mabedin içinde, adayların sınandığı ateş odasının bulunması, tufandan sonra yapılan bu mabedin, Mu dini uygulamalarının ilkel bir devamının gerçekleştirildiği mekan olduğunu ortaya koymaktadır.
Churchward’ın araştırmalarına göre Maya rahiplik örgütüne inisiye töreni yedi aşamalıdır.
Kutsal sırların inisiye adayları birinci aşamada, birisi çamur, diğeri kandan oluşan iki ırmağı geçmek zorunda kalmakta ve ancak büyük tehlikelerle dolu bu ırmakları geçmeleri halinde kendilerini bekleyen rehber rahiplere ulaşabilmekteydiler.
Adaylar bu noktadan itibaren rehberlerinin yardımı ile kırmızı, yeşil, siyah ve beyaz olan dört değişik yolda yolculuk etmekte ve kendilerini bekleyen 12 üstad rahipten oluşan konsey önüne gelmekteydiler.
Burada adaylara oturmaları söylenirdi.
Ancak yanılıp da oturan aday, oturduğuna hemen pişman olurdu.
Çünkü oturduğu taş daha önce ateşte iyice ısıtılmıştı.
Aday ayrıca, konseye gereken saygıyı göstermediği gerekçesiyle törenden atılırdı.
Oturmayı reddedenler ise karanlık bir eve götürülürlerdi.
Işığın hiç girmediği bu evde adaylar bir gece boyunca kalırdı.
Adaylar burada, kendilerine daha önce verilmiş olan meşaleyi, diğer bir deyişle kutsal nurun kaynağını sabaha kadar söndürmeden muhafaza etmek zorundaydılar.
Meşaleyi söndürenler törenden çıkarılırdı.
Bir sonraki sınavda adaya çok değerli bir bitki verilir ve bu nadide bitkiyi mızraklı savaşçılardan koruması istenirdi.
Dördüncü aşamada aday, buz evi denilen çok soğuk bir ortamda bir gece kalmak zorundaydı.
Bir sonraki aşamada vahşi hayvanlarla karşı karşıya kalan adaylar, buradan sağ kurtulurlarsa, ateş evi denilen fırın sıcaklığındaki bir ortamda bir gece daha geçirmek zorundalardı.
Tüm bu sınavları geçebilenler, son olarak yarasa tanrısının evinde gecelerlerdi.
Çeşitli öldürücü silahlara dolu olan bu evde adaylar sürekli tetikte durmazlarsa, bu silahlardan birisi tarafından kafaları uçurulabilirdi.
Kaynakça
1- SCHURE, Edouard – Büyük İnisiyeler – RM Yayınları – İstabul 1989 – Sf. 541
2- Bilim Araştırma Grubu – “MU. ülke Tarih Öncesi Evrensel Uygarlık” -Bilim Araştırma Merkezi Yayınları – İstanbul 1978 – Sf. 58
3- SANTESSON Hans Stephan – “Batık Ülke Mu Uygarlığı” – RM Yayınları -İstanbul 1989 – Sf. 93
4- Santesson H.S. – İe – Sf. 95
5- Schure E. – İe – Sf. 53
6-Schure E. – İe – Sf. 78