100. YILINDA ERMENİ SOYKIRIMI – I –


886_nMihrac Ural – 24 Nisan 1915 anısına 23
Hiçbir şey değişmedi. Barbarlar Ermenilere karşı yaptıkları soy kırımını inkarda inatlarını sürdürüyorlar.Osmanlı aklıdır bu. “Katli vaciptir” diyerek kendinden olmayan farklı olan itiraz edeni yok etmek üzerine kurgulanmış korkaklığın tecellisi bir kıyım kültürüdür ölüm kültürüdür. Yerlisi olmadıkları Anadolu’yu Türkleştirme, gerçek sahiplerinden gasp ederek hükümranlık sürme inadıdır bu kültür, nedeni ise çok açık 

“BÜYÜK KORKU”.
Bu korku Cumhuriyeti de kuran korkudur. Kendileri söylüyorlar, başkasının vatanını ve servetlerini kılıç zoruyla istila edep tarumar ettik diye. Osmanlı da cumhuriyette bu hırsız korkusuyla, yerli halkların kendi topraklarını özgürleştirme ihtimali kaygısının sendromuyla kurulup yaşadı. Hala aynı noktadalar. Taner Akçam’ın Ermeni dostu görüntüsü altında “Türkün ayranı kabarmaya görsün” diyerek aba altından sopa gösteren izahatı da
Vatan, kadim zamandan itibaren toprağı ziraata açmaktır yaşama sunmaktır ve bu toprak üzerinde bu eylemi sürekli kılmaktır.
Bu barbarların bu topraklarda gerçekte vatanları yoktur. Tarihte barbarların uygarlıkları yıktığı bir gerçektir . Ancak aynı barbarlar yıktıkları uygarlıktan aldıklarını güçleriyle birleştirerek yeni bir uygarlığa yöneldiler ve insanlığın uygarlık tarih süreçlerini böyle geliştirdiler. İllaki bu Osmanlı barbarları bunu yapmadı. Sadece kılıç zoruyla gasp ettiler yakıp yıktılar kurmadılar üretmediler toprağı ne yaşama açtılar ne zirai bir üretim etkinliği gösterdiler. Ne alfabeleri vardı ne dilleri üzerine oturdukları ulusların dillerinden zerre kadar güçlü değildi, başkent algıları bile yoktu, Söğüt, Bursa, Edirne, İstanbul Ankara…Evet “göçebe toplumdan uygarlık çıkamaz” (Kendilerinden biri Taha Akyol) olan da var olan uygarlıklara oldu. Ekonomik düzenleri yoktu ve bu güne kadar Osmanlı üretim tarzına ilişkin kararlı bir tespit daha yapılamamaktadır. Tarihi gelişmeyi sağlayacak özel mülkün özgürleşme seyri olmadı hiçbir zaman. Esasında Atatürk konuyu çok iyi kavramış ve bunu çok güzel de ifade etmiştir; “Bulgarlar, Sırplar, Macarlar, Rumlar sabanlarına yapışmışlar, varlıklarını korumuşlar, kuvvetlenmişlerdir. Bizim milletimiz de böyle fetihlerin akasından serserilik etmiş ana yurdunda çalışmamış olmasından dolayı bir gün onlara yenilmiştir. Bu böyle bir gerçektir ki, tarihin her devrinde ve dünyanın her yerinde aynen olagelmiştir.” (Aktaran, Cemal Kutay,Türkçe İbadet, s;154)” Atatürk bununla kalmamış bu zalim akıl algısını Türk ulusu açısından şöyle tanımlamıştır; “Osmanoğulları, zorla Türk Ulusunun egemenliğine el koymuşlardır. Bu yolsuzluklarını altı yüz yıldan beri sürdürmüşlerdi. Şimdi de Türk Ulusu bu saldırganlara, artık yeter diyerek ve bunlara karşı ayaklanarak egemenliğini eline almış bulunmaktadır.” (Nutuk.II, s:475)” Bu tanımlamadan sonra Osmanlı aklının diğer ulusal topluluklara diğer inançlara karşı nasıl bir kıyım süreci olduğunu anlamak güç olmasa gerek. 20. Yy başında bu soysuz kıyım sürecinin tüm vahşeti Ermeni ulusunun üzerine yığılarak 24 nisan 1915 Ermeni Soy kırımını oluşturdu.
Olayın özü “BÜYÜK KORKU”, bu ise başkasının mülkünü çalan hırsızın korkusudur. Kendine güvensizliktir kültürüne itimatsızlıktır yaşamı başkasının ürettiği değerler üzerinden sürdürme ahlaksızlığıdır; kimliksizliktir. Anadolu’da Osmanlı barbarlığının sendromu burada başlar kıyımlarla da devam eder. %99’ Hıristiyan olan bir ülkenin %99’u nasıl Müslüman olur diye düşünenlere bu yeterli bir cevaptır. Konumuz tarihi gerinsin geriye çevirmek değil ama gerçeklerle yüzleşerek işlenen cürümlerin üzerini açmaktır, gelecek kuşaklara temiz bir tarih algısı ve icramın üzerinin örtülemeyeceği gerçeğini anlatmaktır; cesur akıların cesur kuşaklarını yaratıp bu toprakların kimyasını bozan barbarlara ve devamları olan bu günkü diktatörlere karşı özgürlüğü hak ve hukuku, demokrasiyi savunacak gerekirse onun için ölebilecek aydın kuşaklar yaratmaktır. 100. Yılında Ermenilere dayatılan soykırımına karşı çıkmak bu açıdan insanlık sorumluluğu kadar kendi gelecek kuşaklarımızın yaşam ve güvenlik garantisini oluşturmak anlamına gelecektir.
100 yıl geçti bu akıl aynı akıl, inkar üzerine kurulmuş, diyalogu reddeden farklılığa karşı ise “katli vaciptir” diyen bir ölüm kültürü aklıdır. Bu kültür bu gün bölgemizde tüm halklara kan kusturuyor Suriye kan gölüne döndüren de bu barbarların yeni kuşağı yeni Osmanlıcılar Diktatör Erdoğan’da kendini ifade eden yayılmacı gaspçı katliamcı cehalettir biat kültürünün tecellisidir. 100 yıl sonra bile bu kadar donuk bir akıl algısı yeryüzünde bunlar hariç hiçbir ulusu temsil etmez.
Ermeni soykırımı insanlığın soy kırımıdır. İnsanlık erdemini ayaklar altına almadır. Sosyal varlık oylan insanı evrimini tamamlamamış bir hayvan haline gerisin geriye çevirmektir. Kadim Osmanlılar ittihat ve Terakkici turancı şebekeler ve onların devamı yeni Osmanlı diktatör Erdoğan ve taifeleri aynıyla bunu yapıyorlar. Talat paşanın ev ev mahalle mahalle aile aile takip ettiği Ermeni tehciri, gerekenin yapılması talimatını veren telegraflar bir devrin ve onun mirasçılarının sırtında soykırım kamburu olarak tecelli etmektedir. Bu dev operasyonda yüz binler telef edildi; 1,5 milyon Ermeni soykırımı projesi içinde katledildi. Çağdaş tarihin en ahlaksız insanlık kıyımını, emperyalist uşağı son saatlerini yaşayan Osmanlının tetikçi İttihat ve Terakki’yi örfi idare mahkemelerinde yargılayıp ceza vermesiyle, ne “hastalıktan telef oldular” demekle ne de birkaç soytarı silahşörün verilen emirlerle öbek öbek Ermeni’yi sürgün yolarında katletmesiyle izah edilebilir. Bu icramı Osmanlı devleti yaptı onun devamı bu soykırımını inkar ediyorsa, bunu resmen ilen ederek gerekenleri yapmalıdır. Korku soykırımı itirafı ardından gelecek yükümlülükler ise bu özrü kabahatinden büyük olmak demektir; aynı korkuların eseri kurulan cumhuriyette maalesef bunu sürdürüyor bunu yapıyor. Şimdi dönem yeni Osmanlıcılar dönemi refleks çok daha belirgin. Avrupa topluluğunun soy kırımını tanıyan kararın elinin tersiyle iteceğini dosyayı gerisin geriyi göndereceğini açıklayan bir hükümetin bu tutumuyla istemese de Osmanlının devamı olarak gücü yeterse aynı soy kırımını bin kez daha tekrar edebileceğini ifade etmiş olmaktadır. Sorun da burada başlıyor. Bu ülkenin siyasal erki Osmanlı aklını hala aşamamıştır hırsız psikolojisiyle hırsız fenerinin sönük ışığıyla 21. Yy aydınlanması içinde yaşayabileceğini sanıyor. Bu toprakların özgür evlatları, aklı selim kuşakları uygarlığı içine sindirmiş tarihi ve kültürel birikimlerin aydınları bu gidişe sessiz kalmayacaktır, bu makus kaderi değiştirecek ve Türk halkının BÜYÜK KORKU yerine BÜYÜK ÖZÜR dileyerek bu topraklarda tarih boyunca ezilen tüm halklarla barış içinde yaşamanın yolarını üretecektir. Bu başarılamazsa, kimse sonuçları tartışmasın her topluluk kendi kaderini tayin ederken kaçınılmaz olarak acımasız yollara girecektir bunun da sorumlusu bu kaderi değiştirmemekte ısrar eden ilkel akılar olacaktır; Osmanlının genetik akıl uzantıları işte bunlardır bölücülük de bunlardan gelmektedir.
Ermeni soykırımının 100. Yıl ansına bu katil aklı ve algılarını yüz bin kere lanetliyorum. Bu konuyla ilgili olarak yayınladığım bir dizi yazıya bu günden itibaren başlıyorum. Bu yazılar Osmanlının son kesitinde işlenen soy kırımı üzerinde artık durmayacak, bu konuyu yazdığım makalelerin içinde tekrarla vurgulayacağım ama daha önemli gördüğüm ve birbirinin devamı olan bir gerçeği tarihte ilk kez elime geçen belgelerle açığa vurduğum “ERMENİLERİ CUMHURİYETTE KATLETTİ” dizi yazımı siz okurlarımla kısa önsözlerle tekrar paylaşacağım. Sosyal paylaşım alanında uzun yazılara rağbet edilmez denir. Bu doğru ama konu bunu gerektiriyor yazılar çok uzun olacak. Bunlar belgedir kısa yazmayı sevenlere bol kaynak verecektir.