GEÇMİŞTE ANADOLU’DA KULLANILMIŞ 7 DİL


32653_w1000İlk kez nerede ortaya çıktığı kesin olarak bilinmeyen yazının ilk örneklerine, MÖ 3400-3200 yılları arasında Mısır ve Mezopotamya’da rastlanır. Yazının doğduğu yer olarak, bazıları Mısır’ı bazıları da Mezopotamya’yı gösterir.

Bu süreçten itibaren birçok yerde birçok yazı sistemi ve dil ortaya çıkmıştır. Anadolu da, bugün artık kullanılmayan birçok dile ev sahipliği yapmıştır. Bugün kullanılmıyor desek de, aslında onların şu anda dünyada konuşulan birçok dilin içinde varlığını sürdürdüğü şüphesizdir.
Anadolu’da yüzlerce yıl önce kullanılmış dillerden 7 tanesini sıraladık:
HİTİTÇE
Eski Anadolu’da Hitit varlığının izleri, MÖ 2. binyılın başlarına kadar uzanmaktadır. Hitit yazılı metinleri MÖ 17-12. yüzyıllara aittir. 30 binin üzerinde çiviyazılı tabletin içeriği çoğunlukla kültle (efsaneler, dualar, törenler, adak metinleri, büyülü ayinler, kült envanterleri gibi) ilgilidir. Bunun yanı sıra, kralın güç ve iktidarını kullanmasıyla ilgili metinler (antlaşmalar, direktifler, tarihî metinler, yıllıklar, fermanlar, buyruklar vs) vardır. Mitolojik metinler, yasa ve dava veya idarî metinler ile sözlük metinleri oldukça azdır.
İki yazım sistemine sahip olan Hititler, tabletlerde Hitit çiviyazısını; mühürler, kaya anıtları, taş blokları, bazı kap ve çeşitli nesnelere de Anadolu Hiyeroglifleriyle Hiyeroglif Luvicesi’ni uygulamışlardır.
Boğazköy / Hattuşa’da bulunan çiviyazılı arşivler, içlerinden biri Hititçenin yakın akrabası olan Luvice olmak üzere, 7 farklı dilde yazılmış metinlerden oluşur.
En eski Hititçe yazılı metinler MÖ 16. yüzyıla tarihlenirken, Hitit çiviyazısı ve dilinde yazıldığı bilinen en eski belge, orijinal belgenin daha geç bir kopyası olan kral “Anitta Metni”dir. Eldeki kopyaların, 150 yıl öncesine ait ve Akadca olduğu düşünülen orijinaline dayandığı düşünülmektedir.
Hititçe, Hint-Avrupa dillerinden Eski Yunanca, Latince ve Cermen dillerini tanımlayan “Kentum” grubundandır ve günümüz İngilizce, Almanca, Fransızca, İtalyanca vs. dillerin kökenini oluşturur.
Toplam 375 temel çiviyazısı işareti (her bir işaretin birkaç veya çok daha fazla çeşitlemeleri) olan Hititlerin, Semitik Babillilerden kendi Hint-Avrupa dillerine adapte ettikleri hece sistemli (her işareti bir hece olarak kullanıp okudukları) çivi yazısında: “b,d,g,h,k,l,m,n,p,r,s,t,w,y,z” gibi 18 sessiz (konsonant) ve “a,e,i,u” gibi 4 tane sesli (vokal) vardır.
LUVİCE
Anadolu’daki en eski dillerden biri olan Luvice de, Hititçe gibi Hint-Avrupa dil ailesinin Anadolu dilleri grubuna dâhildir. Mevcut Luvice malzemenin neredeyse yarısının çivi yazısına aktarımı, Ön Asya’nın güneybatısında (Çukurova ve yakınındaki bölgeler) yer alan Kizzuvatna’daki Luvice büyü metinlerinden oluşmaktadır. Bunlar daha çok Hitit dinsel törenlerinin içinde yer alan ve bazen anlaşılması kolay olmayan büyü metinleridir. Bu tarz büyü metinlerinin bir örneği şöyledir: “Ritüeli yöneten rahip; görüntüsüne, etine, kemiklerine, gücüne, çevikliğine, kirpiklerine, kaşlarına ve ‘kutsal yol’a göre terk edilmesin.” Bazı metinler ayrıca ayrıntılı lanetleme kalıpları da içermektedir: “ Her kim ritüelleri yöneten rahibe kötülük yaparsa, tanrılar onu sazları ezer gibi ezsin, testislerini parçalasın ve onu ayakları altına alsın.”
Hiyeroglif Luvicesi, Orta Anadolu ile Kuzey Suriye’de, MÖ 18. ile 8. yüzyıllar arasında konuşulmaktaydı.
MÖ 16-15. yüzyıl arasında Hititçe çiviyazılı tabletlerde Luvice kelimelere nadiren rastlanırdı. MÖ 13. yüzyılla birlikte Luvice kelimeler, Hitit yazılı metinlerinde daha sık görülmeye başlandı. Bu sözcükler, metnin geri kalanında yer alan Hititçe kelimelerden farklı olduklarını göstermek amacıyla metnin içinde izah çivileriyle işaretlenmekteydi.
Luvice, Hititçe’nin en yakın akrabası değildir. Luvice, Hint-Avrupa dillerinin Anadolu dilleri grubunun, Likçe A, Likçe B, Karca ve belki Sidece ve Pisidceyi kapsayan bir grubuna bağlıdır.
Hitit İmparatorluğu’nun çökmesinin ve halkın Hattuşa’dan göç etmesinin ardından Hititçe MÖ 1200 civarında yok olmuş, Güney-Orta Anadolu ve Kuzey Suriye bölgelerinde ise Anadolu’ya özgü hiyeroglif yazı tekniğiyle yazılan Luvice varlığını sürdürmüştür.
FRİGCE
Balkanlar’dan Orta Anadolu’ya gelmiş olan Frigler denince akla ilk olarak Kybele kültü gelir. Tanrıların anası Frigyalı Kybele kültü, Kiş Hanedanlığı’na ait (MÖ 2500-2320) Sümerce metinlerde ve Kaniş’te bulunan (MÖ 18. yüzyıl) Anadolu metinlerinde yer alır. MÖ 1. binyılda Kybele’nin kültü Asya’ya yayılmış ve Lidya ile Frigya’da Ana Tanrıça olarak tanınmıştır. Roma’da ise MÖ 3. yüzyılın sonunda, İkinci Punik Savaşları’nın sona yaklaştığı sırada tanınarak, Roma Panteonu’na Magna Mater Idaea Deum adıyla eklenmiştir.
Doğruluğu zayıf olmakla birlikte, Frigcenin bir Hint-Avrupa dili olduğu, özellikle Grekçeye yakın olduğu ve sonraları Orta Anadolu’da önemli bir rol oynadığını söylenir.
Frice, Eski ve Yeni Frigce olmak üzere ikiye ayrılır. Friglerin başkenti Gordion’da bulunan ve MÖ 8. yüzyıla tarihlenen en eski belgeler, Frig tarihinin en ünlü dönemini yansıtır. Küçük Yazılıkaya olarak da bilinen Areyastis Yazıtı, Eski Frigce dilinde yazılmıştır: “Her kim kendi ismini bunun üzerine koyarsa (…) Ana (-Tanrıça) (=Ana’ya adanmış anıtın üzerinde) bizzat Ana tarafından lanetlenmiş olsun.”
HURRİCE
Hurrice ve Urartuca, Hurro-Urartu adı verilen ve bilinen hiçbir dil grubu veya Eski Yakın Doğu dili ile belirgin bir genetik ilişkisi bulunmayan, küçük ve ayrık bir dil ailesi oluştururlar. Hurrice ve Urartuca, bugünkü Türkçe veya Eski Yakın Doğu’da Sümerce gibi eklemeli dillerdir. Hurrice ve Urartucada son ekler, kurallara bağlı ve birbirini izleyen bir biçimde kelime kökünün sağına eklenir.
Hurrice, yaklaşık olarak MÖ 3. binyılın ikinci yarısından MÖ 2. binyılın sonuna kadar, Eski Yakın Doğu’nun geniş bir coğrafyasında, Dicle Nehri’nin doğusunda yer alan Aşağı Zap Vadisi’nden Güneydoğu Anadolu’ya, neredeyse Mezopotamya ve Suriye’nin kuzeyini tamamen kapsayan bir bölgede konuşulmuş bir dildir.
Hurrice belgelerin çoğu MÖ 2.binyılın ikinci yarısına tarihlidir. Hurrice, MÖ 14. yüzyıl sonlarında başlayan politik ve etnik değişimin bir sonucu olarak kaybolmuş, yalnızca Yukarı Dicle’nin bazı uzak dağlık bölgelerindeki küçük yerleşim yerlerinde birkaç yüzyıl boyunca daha kullanılmıştır.
Tamamen Hurrice yazılmış en eski metin, Urkeş’te (Suriye’nin kuzeydoğusunda) bulunan Tiş-atal, endan krallık yazıtıdır. Yazıtın tarihi henüz saptanamamıştır (MÖ 24. veya 20. yüzyıl). Kireç taşından bir tablet üzerine yazılmış metin, bakırdan yapılmış küçük bir aslan heykelinin ön ayakları altına yerleştirilmiştir. Fotoğrafta, metnin Louvre Müzesinde bulunan kopyası yer görülebilmektedir.
URARTUCA
MÖ 1. binyılın ilk yarısında var olduğu bilinen Urartuca hakkında sahip olduğumuz bilgi çok daha azdır. Pek çok farklı türde metni ele geçen Hurricenin aksine, Urartuca metinlerin neredeyse tamamı, anma amacıyla duvar, sütun, dikme, kaide, stel ve kaya üzerine kazınan yazıtlardır. Ayrıca idarî metinlerden oluşan az sayıda Urartuca tablet de bulunmuştur. Pek çok kısa adak yazıtı metal objeler üzerine kazınmıştır.
Bilinen en eski Urartuca yazıt yaklaşık MÖ 820 yılına, kral İşpuini dönemine tarihlendirilir. Urartu krallarına ait ilk yazılı belgeler olduğu düşünülen ve İşpuini’nin babası I.Sarduri’ye ait olan (MÖ 840-830) birkaç yazıt, Yeni Asurca çiviyazısıyla yazılmıştır.
LİDYA DİLİ
Lidce, 150 yılı aşkın bir süredir var olduğu bilinen, Batı Anadolu’da yerleşmiş bir halk olan Lidyalıların tarafından kullanılmış bir dildir. 19 yüzyıl kâşifleri bu dile ilişkin ilk belgeleri toplamış ancak çözümüne Lidce-Aramice çift dilli yazıt aracılığıyla ulaşılabilmiştir.
Bugün Lidce yazılı belgelerin sayısı yüzün biraz üzerindedir. Bunların seksenden fazlası Sardis kentinde ele geçmiştir. Bunlar genellikle mezar yazıtları niteliğindedir.
Lidce yazıtların tarihi ilk olarak MÖ 7. yüzyıla kadar çıkar. Bu döneme tarihlenen bir kap parçası üzerinde Lidce bir yazıt vardır ve dönem sikkeleri üzerinde de çok az sayıda Lidce alfabe örneklerine rastlanır.
LİKÇE
Likçe, MÖ geç 5. yüzyıldan 4. yüzyılın sonlarına kadar tarihlendirilen 200 civarı tabletten bilinmektedir. Ayrıca, MÖ geç 6. yüzyıldan başlayarak tarihlendirilen ve temelde hükümdar ve şehir isimlerini gösteren geniş bir yazıtlı sikke koleksiyonu bulunmaktadır. Daha kısa yazıtlar genellikle mezarlarda bulunmakla birlikte, mezar sahibi ve mezarı inşa eden kişiler hakkında bilgi vermektedir.
Bulunan en uzun yazıt, bir mezar ya da anıtsal bir yapı olduğu düşünülen ve kentin içinde tepesi kesik olarak görülebilen ‘Ksanthos Yazıtlı Dikmesi’dir.